menu

Kurallar ve Onları Ne Zaman Çiğnemeli - Neil Nyren

Yazan: Tülay Güneş Kılıç
Yayın Tarihi: July 07, 2021 10:54

Taşa kazılı veya daha esnek öneriler: Gizem kurgusunda kurallar nelerdir, neden önemlidirler ve ne zaman önemli değillerdir?

Listeleri herkes sever ve polisiye dünyası da bir istisna değildir: Tarihi gerilim sevenlere on kitap; Agatha Christie hayranları için on iki kitap; hemen okumanız gereken beş psikolojik gerilim romanı; yılın, on yılın, yüzyılın en iyi kitapları. Ve elbette, hepsinin nasıl yazılacağına dair kurallar listesi.

Somerset Maugham’ın mükemmelce söylediği gibi: “Bir roman yazmanın üç kuralı vardır. Ama ne yazık ki kimse bunların ne olduğunu bilmiyor.” Bu yine de insanların kurallar uydurmasını hiç engellemedi. 1928'de Amerikalı dedektif romanları yazarı S. S. Van Dine, “Dedektif Hikayeleri Yazmak için Yirmi Kural”ı yayınladı. 1929'da İngiliz yazar (ve ilahiyatçı) Ronald Knox, daha sonra “Dekalog” olarak bilinen “Dedektif Kurgu İçin On Emir”i yarattı. 1973'te, gerilim yazarı Brian Garfield “Gerilim Kurgusu için On Kural”ı üretti. 2001'de de Elmore Leonard, New York Times'da kendi on yazma kuralını sundu.

Listeler, polisiye ve gerilim kurgu yazarları için yararlıdır ve daha öncekilerden bazıları, diyelim ki sorunlu olsalar da, dikkate almaya değerdir (Knox'un 5 numaralı kuralı şöyledir: "Hiçbir Çinli hikayede yer almamalıdır." NE?). Yararlıdırlar çünkü eğer yeni başlıyorsanız, ne yaptığınıza dair bir fikre sahip olmanız gerekir – geleneksel olanlar nasıldır, alt türler nelerdir, nesiller boyu polisiye yazarlarının yazdıklarında işe yarayıp yaramayanlar hangileridir. Kurallar ve genel kanılar size sağlam bir temel sağlar. Bundan sonra her şeyi yapabilirsiniz. Herhangi bir şey? Evet. Çünkü bu kurallar kutsal yazı değillerdir (“Emirler” bile olsa.) Yazar olmanın güzelliği, yaratıcı eylemin saf coşkusu, bu gelenekleri alıp parçalayarak, adeta yeniden icat edip, bükerek görkemli simitlere dönüştürdüğünüzde ortaya çıkar.

Buna geleceğiz, ancak önce tam olarak ne menem bir şey yazdığınızı bulmanız gerekiyor, o yüzden suç ve gerilim kurgusunun bazı alt türlerine bakalım ve nasıl ayrıldıklarını görelim.

En temel ayrım - ve her zaman ortaya çıkan soru - şudur: Gizem ve gerilim arasındaki fark nedir? İkinci terim her zaman, bazen hiç ayrım gözetmeksizin ortalıkta dolanır, çünkü yayınevleri gerilim türünün daha büyük bir pazara sahip olduğunu düşünme eğilimindedirler ve bu yüzden her tür kitaba bu terimi yapıştırmaktan mutluluk duyarlar, ancak esas olarak fark şudur:

Gizem kurgusu bir bulmaca hakkındadır. Genellikle cinayet olan bir suç işlenir ve kahramanın sonunda bir çözüme varabilmesi için ipuçları ve şüpheliler arasında dolanması gerekir. Bu daha beyinsel bir çaba içerir ve kilit soru “Bunu kim yaptı?”dır.

Gerilimler adrenalinle ilgilidir. Kötü bir şeyler olur ve eğer kahraman engelleyemezse daha fazla ve muhtemelen çok daha kötü şeyler olacağı kesindir. Ortada bireysel (bir kişinin hayatının tehlike olması) veya çok daha büyük (dünyanın kaderi) gibi şeyler bulunur, kahramanı sıradan bir insan veya bir süper kahraman olabilir. Durum ne olursa olsun, kitabı götüren kovalamaca, kargaşa, mücadelelerden oluşan gerilimdir ve kilit soru “Sırada ne var?”dır.

Birçok kitap sadece gizemdir, pek çok kitap ise sırf gerilimdir - ancak kendi okuduklarınızdan da bildiğiniz gibi, bir kitabın her ikisine de ait öğelere sahip olması çok daha yaygındır. Geleneksel gizemler gerilimle doldurulabilir, uzun soluklu gerilimler esrarengiz bulmacalara bağlanabilir - buyurun ilk dersiniz, türlerin nasıl birbirine geçtiğidir.

Tüm alt türler böyle ortaya çıkar. İşte bunlardan sadece bazıları:

Suç Romanı: Bazı insanlar bu terimi daha geniş anlamda, suç içeren herhangi bir roman anlamında kullanırlar - Birleşik Krallık'ta "suç" gizem, muamma ve gerilim alanlarındaki hemen hemen her şeyi kapsar - ama daha spesifik bir alt tür olarak, bu romanlar kolluk kuvvetinden çok suçlu hakkındadır ve genellikle suçlunun bakış açısından anlatılır. Eğlenceli (Donald Westlake) veya gaddar (James M. Cain) ve hatta ikisinin hoş bir karışımı (Elmore Leonard) en iyi örnekler arasındadır.

Polis Prosedürü: Polis ister yalnız, isterse bir ekibin parçası olsun, hatta özel dedektifler, tıp uzmanları, şerifler, savcılar ve benzerlerinden oluşan daha geniş bir kanun ve düzen ağında bulunsun bu çok net bir polis kitabıdır. Polis prosedürü, bir polisin bir suçu nasıl çözdüğüne ve bazen de kahramanın genellikle güllük gülistanlık olmayan ev hayatına bakar. Bu mıntıkada pek çok büyük yazar yaşar: Ed McBain, Joseph Wambaugh, Michael Connelly ve Don Winslow, bunlardan sadece birkaçıdır, ayrıca Ngaio Marsh, Ruth Rendell ve P. D. James’in klasik Scotland Yard, Tony Hillerman’ın Navajo, James McClure’in Güney Afrikalı ve elbette, sürüsüne bereket İskandinavya polislerini de saymak gerekir. (Ancak onlara bulaşmanızı hiç tavsiye etmem - İskandinav suç romanlarındaki insanlara çok, çok feci şeyler oluyor).

Sert Dedektif ve Kara Romanlar: Bunlar genellikle aynı karakter ve metaforların bazılarının yaşadığı iki farklı alt türdür. Sert dedektifler (Chandler, Hammett ve Ross Macdonald'ı ve onların ruhani çocukları Sue Grafton, Sara Paretsky, Walter Mosley ve Robert B. Parker'ı düşünün) genellikle kendilerine uygun olan alışılmışın dışında yöntemlere sahip olup, adalet uğruna yasaları çiğnemek gibi bükülme veya eğilmeye karşı değillerdir. Ancak kritik nokta budur: kahramanın derinliklerinde çok ahlaki bir merkez yapısı bulunur ve çoğu zaman tehlikeli ihtimallere rağmen doğru olanı yapmaya çalışır. Ancak noir'da herkes tehlikeye girer, suçlu ve polis aynıdır; sistem bozuktur ve ne yaparsanız yapın, sonuç genellikle her durumda kaybetmektir. Son derece sarhoş edici bulduğum kasvetli bir dünyadır, ama hey, herkesin zevki kendine! Jim Thompson, W. R. Burnett, James M. Cain, Dorothy B. Hughes - bunlardan herhangi birini deneyin.

Psikolojik Gerilim: Bu alt tür çok geniştir. Genellikle aileler veya küçük gruplar içinde suç ve şiddet vardır, ancak riskler genellikle fiziksel olmaktan çok zihinsel ve duygusaldır. Kahraman, kurban veya fail ya da her ikisi de olabilir, ancak bu kadın (evet, kahraman çoğu zaman bir kadındır) biraz veya çok dengesizdir, genellikle güvenilmez bir anlatıcıdır ve işin püf noktası genellikle kime gerçekten ne olduğunu ortaya çıkarmaktır. Bu alt türün bir alt türü, tamamen aile içinde olan, evli bir çift, kardeşler, ebeveynler ve çocuklar vb. arasındaki sırlar ve yalanlardan oluşan domestik gerilimdir. Patricia Highsmith'in Trendeki Yabancılar ve Megan Abbott'un Dare Me'si psikolojik, Gillian Flynn'in Kayıp Kız ve B. A. Paris'in Kapalı Kapılar Ardında'sı özellikle aile içi gerilim türünün güzel örneklerindendir. Ve şeytani ölçülerde şaşırtmacılı domestik gerilimler için, My Lovely Wife'daki Samantha Downing'in gülünç derecede eğlenceli karı-koca cinayet ekibine bir göz atın.

Geleneksel ve Cozy Polisiyeler: Zaman zaman benzerlikler gösterse de ayrı alt türlerdir. Geleneksel gizem klasik biçimdedir—bir topluluğu rahatsız eden bir suç, genellikle cinayet işlenir; bir polis memuru veya amatör dedektif soruşturma yapar, ipuçlarını arar, tanıklar ve şüphelilerle görüşür ve katilin maskesi düşene ve düzen geri gelene kadar alanı daraltır. Burası Agatha Christie, Dorothy L. Sayers, Josephine Tey, Ellery Queen, Ngaio Marsh ve diğerleri gibi büyüklerin yönettiği bölgedir. Sıcak/ Samimi olarak da çevirebileceğimiz cozy polisiyelerde ise mekan genellikle kırsal veya küçük bir kasabalar gibi konforlu ortamlardır, şiddet çoğunlukla sahne dışında meydana gelir, seks ve küfür çok az veya hiç yoktur. Araştırmacı genellikle amatör olup çoğu zaman da ilgi alanı örgü örmek, pasta pişirmek veya antikalar gibi başka yerlerde olan bir kadındır. Bakınız Joanne Fluke, Diane Mott Davidson, M.C. Beaton ve Katherine Hall Page.

Uluslararası ve Casus Gerilimleri: Bu türler genellikle birbiriyle örtüşür. Eylem bütün dünyanın gözü önündedir, büyük bir şey tehlikededir, bir kişi (bazen bir profesyonel, bazen de sıradan bir insan) veya bir grup birey, genellikle zamanla yarışarak, çoğu zaman ezici ihtimallere karşı planın kalbine nüfuz etmelidir. Durum bazen siyah beyaz olup, iyiye karşı kötüdür. Diğer zamanlarda, önemli miktarda gri tonlar vardır, sonuç daha belirsizdir, kahramanı genellikle hayal kırıklığına uğratır (başlangıçta herhangi bir yanılsama varsa bile). Tüm bunların ustaları saymakla bitmez ama John le Carré, Daniel Silva, Len Deighton, Ken Follett, Alex Berenson, Eric Ambler ve Frederick Forsyth'i tek tek sayacağım. Politik gerilim de burada gruplandırılabilir - bir hükümet güç mücadelesi, skandal, yolsuzluk ya da komplo vardır. Kahraman, her şeyi çözen bir yabancı ya da bir güç ele geçirme veya daha kötüsü - suikast, devirme, savaş için sahte bir bayrak provokasyonu - dışarıdan savuşturan içeriden biri olabilir. Bakınız Vince Flynn, Brad Thor, David Baldacci, Fletcher Knebel. Bu genel kategoriye, uluslararası askeri harekatı ve her türden potansiyel çatışmayı içeren, derin bir donanım, taktik ve askeri yürek ve zihin bilgisi ile dolu askeri ve tekno-gerilim romanlarını da koyabilirsiniz. Tom Clancy burada kraldır, ancak müttefikleri Dale Brown, Stephen Coonts, Larry Bond ve W.E.B. Griffin'i de unutmamak gerekir.

Daha fazlasına dokunmadık bile. Tarihsel gizemler ve gerilimler, Steven Saylor'un MÖ birinci yüzyıl Roma'sından Ellis Peters'in on ikinci yüzyıl İngiltere'sine, Laura Joh Rowland'ın on yedinci yüzyıl Japonya'sından, Anne Perry'nin Viktorya dönemi İngiltere'sine, Jacqueline Winspear, Charles Todd, Philip Kerr ve Alan Furst'ün yirminci yüzyıl ile iç savaşları gibi çeşitli dönemleri uzanan zengin ve çeşitli bir alan oluşturur. Robin Cook ve Michael Crichton'un tıbbi gerilim romanları bulunur; John Grisham ve Scott Turow'un legal; Paul Erdman, Christopher Reich ve Stephen Frey'in mali gerilimleri; Dan Brown'ın geçmiş zaman komplo kurguları; yine Daniel Suarez, Ernest Cline, Andy Weir ve Crichton gibi yazarların teknolojik harikaları ve uyarıları (nano ve klonlama ve sanal zeka. Aman Tanrım!); Jayne Ann Krentz, Nora Roberts, Linda Howard, Sandra Brown ve Julie Garwood'un romantik gerilimleri; Patricia Cornwell ve Kathy Reichs'in adli tıp vakaları; Carl Hiaasen, Karen Dionne, Douglas Preston ve Lincoln Child, Nevada Barr ve C.J. Box tarafından keşfedilen çevresel ve eko-tehlikeli gerilimleri vardır.

Sizden yirminci yüzyılın en klasik, cinayet roman yazarını seçmeniz istenseydi, birçoğunuz hemen Agatha Christie'yi düşünürdünüz - fakat Christie, uygun olduğunda gelenekleri bozmaktan memnundu. S. S. Van Dine'in yirmi kuralından biri, "Ne kadar cinayet işlenirse işlensin, tek bir suçlu olmalı" idi. Ancak Doğu Ekspresinde Cinayet'te Christie bu kuralı çiğnemekten hiç çekinmedi.

Elmore Leonard'ın on kuralındaki bir numara, "Asla bir kitabı hava durumuyla açmayın"dır - ama Tony Hillerman'ın muhteşem Listening Woman’ı 247 kelimelik bir hava durumu aryasıyla açılır, uluyan rüzgarı manzarayı keserken ve üç ana karakter etrafında dönerken anlatır. İnanılmaz derecede etkileyicidir ve sizi herhangi bir silah sesi veya cinayet kadar hızlı bir şekilde kitaba çeker.

Bir polisiye roman göndermeyi düşünürken çoğumuz için yayıncılığın temel kurallarından biri her zaman “Ana karakterlerden birisi sevilebilir olmalı, yoksa okuyucu benimsemez” olmuştur. Sonra Kayıp Kız geldi ve bu sözü tamamen ortadan kaldırdı. Doğruyu söyleyin: Kayıp Kız'daki kocayı mı yoksa karısını mı sevdiniz? Hayır. Trendeki Kız'daki kıza ne dersin? Tekrar hayır. Yine de bu kitaplar durumu kotarmış gibi görünüyor ve üstelik psikolojik gerilim kategorisini sonsuza dek değiştirmeyi başardılar.

Diğer yazarlar alt türleri paramparça ettiler. Rex Stout, Nero Wolfe'un geleneksel gizem çözümlemelerini, atak işlerini yapan yardımcısı Archie Goodwin'in sert özel hafiye anlatımıyla birleştirdi. Tana French'in Dublin Cinayet Masası kitapları polis prosedürünü ele aldı ve onu psikolojik gerilimin tüm karakter karmaşıklıklarıyla doldurdu (tıpkı kendisinden önce P. D. James ve Ruth Rendell'in yaptığı gibi). Carl Hiaasen çevre gerilimini komik kara türle harmanladı. Lyndsay Faye'in 1840'larda New York City'de geçen üçlemesi bize polis prosedürünü tarihi bir gerilim olarak sundu. Tom Clancy askeri gerilim filmini aldı, politik romanla karıştırıp , ikisini de teknolojiyle doldurdu ve böylece tekno-gerilim doğdu.

Yine başka yazarlar bir adım daha ileri gittiler ve polisiye ile bilimkurgu, korku ya da paranormal hemen hemen tüm türleri birbirine karıştırdılar. Charlaine Harris, Sookie Stackhouse serisini yaratmak için gizemi, doğaüstü ve romantik romanla birleştirdi. Andy Weir'in Artemis'i bilim kurgu ile soygun romanını harmanlar. Stephen King'in 23/11/63'ü zaman yolculuğu yoluyla politik bir gerilim romanıdır. Lauren Beukes'in The Shining Girls'ü de seri katil romanı için aynı şeyi yapar - adam kurbanlarını zaman yolculuğu ile bulur. Son yılların en ilgi çekici kitaplarından biri olan Ben H. Winters'ın Kıyamet Polisi'i, lokal bir dedektifin, altı ay içinde Dünya'yı yok ederek, her şeyi değiştirme ihtimali olan bir asteroidin gölgesinde yaptığı cinayet soruşturmasını anlatan bir polis prosedürüdür. En sevdiğim kitaplardan biri olan Martha Grimes'ın Send Bygraves'i, 108 sayfalık resimli bir şiirle, küçük kasaba cinayetlerinin olağanüstü ürkütücü bir dizisini çözmeye çalışan bir Scotland Yard dedektifini tasvir eder. Stuart Turton'un 2019'da çıkan dahiyane romanı Evelyn Hardcastle'ın Yedi Ölümü, son derece geleneksel bir Christie-benzeri-izole malikane-birçok şüpheli- gizemini tek bir önemli farkla anlatır: kahraman sonsuz bir zaman döngüsünde sıkışıp kalır ve her gün farklı bir şüphelinin vücudunda uyanır. Yazar bunu nasıl düşünmüş? Bilmiyorum ama yaptığına sevindim...

Unutmayın, türler arası kitaplar yanıltıcı olabilir. Bu kategorilerin olmasının bir nedeni var. Böylelikle yayınevleri kitapları nasıl tanıtacaklarını, kitapçılar onları hangi rafa koyacaklarını, eleştirmenler kitabın tercih ettikleri kategorilerde olup olmadığını, okuyucular her zaman sevdikleri bir kitap türü olup olmadığını bilirler.

Ama türler arası bir kitap işe yaradığında, kuralları çiğneyen böyle herhangi bir kitap başarılı olduğunda, özel bir zevk alınır. Gerçekten yaptı mı bunu? Daha fazlası var mı? Ben de yapabilir miyim?

Evet yapabilirsiniz.

Konferanslarında sık sık yazarlara en iyi tavsiyem nedir sorulur. Bu kitap boyunca diğer insanların cevaplarını bulacaksınız, ama işte benimkilerden ikisi. Birincisi açık: Eğer bir yazarsanız, o zaman yazmalısınız. Her gün bir sandalyeye oturun ve birkaç sayfa doldurun- yazdığınız sürece, kaç sayfa olduğu önemli değil. Sue Grafton konferanslarda konuştuğunda, bazen "Burada kim yazar olmak ister?" diye sorardı. Doğal olarak, el denizi yükselirdi. "O zaman burada oturarak ne yapıyorsunuz?" derdi. "Evinize gidin, odanıza girin, yazmaya başlayın!"

İkinci tavsiye, birincisiyle el ele gider: Yazmalısınız - ama aynı zamanda okumalısınız da. Her şeyi okuyun. Sevdiğiniz türleri ve hiç denemediklerinizi de okuyun. Hayran olduğunuzu da, adını hiç duymadığınız yazarları da okuyun. Bu kitaba katkıda bulunan yazarları okuyun - burada olmalarının bir nedeni var. Hepsini okuyun, özümseyin, neyin işe yaradığını görün, neden işe yaradığını anlayın ve sonra okuduğunuz her şeyi kendi tarzınızı yaratmak için kullanın.

Kendinizi şaşırtın. Hepimizi şaşırtın.

Muhteşem simitler yapın.

 

How to Write a Mystery: A Handbook from Mystery Writers of America'dan alınmıştır.
Çeviri: Tülay Güneş Kılıç

Kategori: Makaleler

Yorum yaz
mode_edit