Yaşlı mirasyedi Celeste Van Duren, Londra’nın bu küçük yerleşim alanını dış dünyadan yalıtılmış bir sığınak olarak tasarlamıştı. Geçmişlerinden kaçıp güvenli bir liman arayanlar için bir yuva. Plan buydu. Kiracılarından biri olan küçük çaplı bir suçlunun kendi mutfağında cinayete kurban gitmesi ve ardından polisin suçu adamın çilekeş karısına yıkmaya çalışması ise bu plana dahil değildi.
Bunu üzerine Celeste; bolca parası, sarsılmaz bir adalet duygusu ve sorunlu bir kalçası olan herkesin yapacağı şeyi yapar: Gerçek katilin peşine düşmeleri için iki kiracısını görevlendirir. Temizlikçisi Audrey herkesi tanır ve herkesçe sevilirken, başarısız polisiye yazarı Lewis’i kimse tanımaz. Lewis işinden nefret etmektedir, hayatından bıkmıştır ve Audrey’ye de pek bayılmaz ama Celeste fazlasıyla ikna edicidir.
Teoride, adamın emniyet prosedürlerine dair bilgisi ve kadınıninsan ilişkilerindeki hüneri aralarındaki katili bulmalarına yardımcı olmalıdır. Tabii katil sadece bir kişiyse veya onlar önce birbirlerini öldürmezlerse...