Simon Templar içini çekip gazetesini katladı ve yavaşça dergilerin yanına fırlattı.
- Doğrusu mükemmel bir ülkede yaşıyoruz, diye fikir yürüttü. Okudun mu, üç polis memuru nasıl da üç hafta müddetle Brighton'daki bir kulüpte yan gelip keyifetmişler?! Maaşlarını zaten böyle kulüp üyelerinden çıkarttıkları yetmiyormuş gibi, yine üyeler hesabına galonlarca şampanya içmişler. Maksatları da içki yasağının başladığı saatten sonra kendilerine içki ısmarlıyacak bir enayi bulup kanunu yürütmektir tabi. . . İşte ödediğimiz vergiler bunlara gidiyor! Bir taraftan kıymetli politikacılarımız bir gangster çetesinin mensupları gibi Geneva'ya seferler düzenleyip zavallı saf İspanyol'lara masallar uydursunlar, ülkedeki sivil harp ve isyan mevzuunda İngiltere'nin şerefini ortaya koyduğunu söylesinler, diğer taraftan bir vatandaş saat onbir buçuktan sonra viski soda sattı, bir diğeri de bu nu içti diye bilmem kaç papel ceza versin... Polis efendiler de vazife görüyoruz diye kulüplerde oturup safa sürsünler. Bütün dünya da bunlara bakıp Majestenin ülkesinde kanunların hüküm sürdüğünü anlıyacak. Bu ne iştir!
Patricia Holm hoşgörüyle gülümsedi:
- Böyle hiddetle boynunu uzattığın zaman seni çok seviyorum, biliyor musun? dedi. O anda da Saint'in keyfi yerine geldi.
- Boynum çok biçimlidir de onun için, hayatim! Ha! Kanundan bahsederken hatırıma geldi.
Baş Müfettiş Teal'i görmiyeli epey zaman oldu.
- Pek fazla seyahat etmez de onun için. Patricia'nın sesi sitem doluydu. Eğer biraz da bu memlekette otursaydın, dostumuzu daha sık görebilirdin.
Simon başını salladı:
- Onunla görüşülecek çok şey var. Öyle sanıyorum ki yakında yine karşılaşacağız. Bu sakin, saygıdeğer hayata daha fazla devam edemem artık!
(Giriş)