Adaletin Peşinde-John Grisham / A. Ömer Türkeş

John Grisham, yaklaşık iki yıllık bir aranın ardından yeni romanı “Tazminat Kralı” ile yeniden aramızda… Çok satan romanlarıyla 1990’lara damgasını vuran Amerikalı yazar Grisham, elli bir yaşında; karısı ve 2 çocuğuyla birlikte Charlottesville yakınlarındaki -adresini açıklamadığı- evinde yaşıyor.  Yazarın 10 romanının 6’sı filme alındı ve başta “The Firm” (Şirket), “The Client” (Müşteri) ve “The Jury”(Jüri)  olmak üzere hemen hepsi elde ettikleri gişe gelirleriyle yapımcıların yüzünü güldürdü. Yaklaşık 100 milyona ulaşan satış rakamlarıyla 34 dile çevrilen John Grisham, her yıl aynı tarihte yeni bir kitap yayımlıyor.

Toplumsal eleştirinin sınırında

Hukuk eğitimi alıp bir süre avukatlık yapmış olan Grisham konularını da genellikle hukuk dünyası içerisinden seçiyor. Yeni romanı “Tazminat Kralı”nda da değiştirmemiş ilgi alanını. “Tazminat Kralı”, sıradan cinayet davalarına bakan basit bir avukatın çok kısa bir sürede elde ettiği şöhretin ve servetin, yükselişin ve düşüşün hikayesi. Parasız sanıklara ücretsiz hizmet veren Halkın Avukatları Bürosu’ndan olan Clay Carter, uyuşturucu bağımlısı bir gencin pek çok tanık önünde büyük bir kayıtsızlıkla işlediği bir cinayet davasını üstlenir. Herşey apaçık gibidir; mahkumiyet kaçınılmazdır. Ne var ki, genci cinayet işleme noktasına getiren neden, madde bağımlılığına karşı geliştirilen bir ilacın kontrol edilemez yan etkisidir. Böylece işin içine ilacı üreten ve sokak çocukları üzerinde deneyen firma da karşacak, davanın ört bas edilmesi için Clay Carter’e bir servet teklif edilecektir. Asıl hikaye işte bu noktada, Carter’ın öneriyi kabul etmesiyle başlıyor ve kısa bir sürede benzer türden tazminat davalarıyla başdöndürü bir hızla yükselişe geçiyor genç adam. Artık Tazminat Davaları Kralı’dır o..! Ancak arkasında her türden entrikanın döndüğü bu davaların bir gün adaletin hassas terazisine vurulması kaçınılmazdır…

Sözü uzatmayalım, güçlü firmaların karşısındaki mazlum ABD vatandaşının hakları korunacaktır elbette. Çünkü burası Amerika’dır; burada adalet vardır, bağımsız bir yargı, vicdan sahibi yargıçlar, kötülerin üzerine giden haberciler vardır. Sistemin içindeki münferit kötüler bu sayede temizlenir, işlenen suçlar, kirli çamaşırlar açığa çıkar, elde edilen haksız kazanç eriyip gider. “Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz”..!

 

Önceki romanlarını ya da romanlarından uyarlanan filmlerini bilenler, Grisham’ın iyilik-kötülük çatışması etrafında kurgulanmış hikayelerine yabancı değiller. Kimi zaman devlet katında CIA’ya kadar uzanan görev suistimallerini, kimi zaman kimya endüstrisinin yarattığı çevre felaketlerini, kimi zaman da adalet müessesesinin maddi çıkar karşılığında zedelenmesini işleyen Grisham, “Tazminat Kralı”nda da büyük firmaların kar amacıyla her türden suçu işleyebileceklerini öne çıkardığı konusu ile hem güncel bir konuyu işliyor hem de toplumsal eleştirinin sınırlarını zorluyor; elbette meselelerin arkasını fazla kurcalamadan! Ama bir “BestSeller” aldığınızda, yazar ve yayınevi ile bu tarz ideolojik göndermelerle ilgilenmeyeceğinize dair bir sözleşme de yapmış olacağınızdan, yüce adaletin tecellisine ilişkin hamasi edebiyatı eleştirmek laf ebeliğinden öteye gitmez. Amacımız bir kaç gerilimli saat geçirmektir ve Grisham’ın romanları böylesi bir okuma zamanı sunar bize. Zaten Grisham da yazdıklarını edebiyat katına çıkaran, toplumsal meselesi olduğunu iddia eden bir yazar değil.  Kitaplarını “yüksek kalitede eğlendirici yapıtlar” nitelemesi ile anan yazar, gördüğü bu ilgiyi bir gün yitireceğini ve işte o zaman güneyli bir yazar olmayı istediğini söylüyor.

Grisham’ın şablonları

Bir kitabı “bestseller” yapan şey o kitabın çok satmasından ya da popülerleşmesinden bağımsızdır. Tartışılması gereken ve edebi açıdan sorun olan bir kitabın çok sevilip çok satması yani “popüler”leşmesi değil, daha ilk baştan çok satmak amacıyla, satarlık kalıpları gözetilerek kaleme alınmasındadır. “Bestseller”lik bir anlatım kalıbıdır. Yakın tarihte gazetelerde yer alan bir haberle örnekleyeyim; “sonunda mükemmel fılmin formülü de bulundu” deniliyordu haberde, “olmaz demeyin çunku Londra Üniversitesi’nde görevli yönetmen Sue Clayton mükemmel film tarifini yüzde hesabıyla veriyordu!.. Clayton’un, on yılda cekilmiş ve hasılat rekoru kırmış “Titanic”ten “Nothing Hill”a, “The Full Monty”den “Die Another Day”e kadar çok sayıda film izledikten sonra bulduğu mukemmel film formülü şöyle: “Yüzde 30 aksiyon, yüzde 17 komedi, yüzde 23 kötüye karşı iyi, yüzde 12 seks-romantizm, yüzde 10 özel efekt, yüzde 10 entrika ve yüzde 8 müzik….”

Bestseller sınıfında değerlendirilen yazarlar bir çok bakımdan büyük yapım şirketleriyle çalışan yönetmenlere benzerler. Genel bazı muhafazakar kurallara uyarlar. Bu olgu, yüzyılın başından bu yana, sinema sanatının gelişmesi ile birlikte, Amerikan tarzı –yalnız polisiye değil- roman yazımını –olumlu ve olumsuz- çok etkiledi. İnsanlar sinemanın görsel diline ve edilginleştiriciliğine alıştıkça zahmetli okuma törenlerinden kaçınmaya başladılar. Amerika’daki yaygın roman yazımı okuyucuya istediğini, film gibi tüketilebilecek romanları verdi.. Bugün gerek Holywood sinemasının gerek Amerikan roman endüstrisinin anlatım dili aynılaşmış durumdadır. Romanları ve filmleri birbirinden farklılaştıran yegane şey anlattıkları hikayeleridir.

Grisham’ın da yerleşik şablonları var. Avukatlar, müşteriler, davalar, mahkeme sahneleri, adaleti satın almaya çalışan güçlü şirketler, yasaları çiğneyen yargıçlar, bol sıfırlı maddi çıkarlar, yakışıklı erkeklerle güzel kadınlar arasında yaşanan fırtınalı aşklar… İşte bunlarla kuruyor romanlardaki gerilim atmosferini Grisham; ama baştan sona hiç düşmeyen temposu, akıcı dili ve ikna edici sonlarıyla okuyucusunun taleplerine her zaman karşılık vermesini biliyor.