|
|
Geçenlerde, normalde okumadığım bir gazete karşıma çıktı, merak ettim, açtım baktım. Gazetenin bir köşe yazarı bir vesileyle Jerzy Kosinski’yi yerin dibine batıran bir anekdotu ikinci elden nakletmiş. Diyor ki, sözde Jerzy (kendi dilinde ‘Yeji’, Amerikancada ‘Cörzi’ diye telaffuz ediliyor) İstanbul’a geldiğinde Yazarlar Sendikası Selahattin Hilav’ı onu gezdirmekle görevlendirmiş. Bir pavyonda kavga çıkıp ’sakaletin şairi’ Jerzy masanın altına saklanınca Hilav onu ensesinden yakalayıp çıkarmış ve kendisine ‘Hergele!’ diye hitap ederek, asıl bunları yazmasını tavsiye etmiş.
Hiç de akla yakın değil. Bir defa, kimsenin Hilav’ı herhangi bir şeyle görevlendirme cüretinde bulunması söz konusu olamaz. İkincisi, gerektiğinde insanı bir bakışta yerine mıhlamasını bilen Selahattin Hoca, değil bu şartlar altındaki korkmuş bir insana, hiç kimseye böyle hitap etmez. Üçüncüsü, Jerzy dokuz yaşından itibaren bundan bin beterini görmüştür. Ayrıca o gece kendi tecrübelerinin etkisiyle önce hafiften siner gibi olsa da, hemen ardından kurşun sesleri arasında öyle bir aslan kesildi ki, birincisi ‘Otur oturduğun yerde!’ olan üç [...]
Üç Kör Fare
Üç Kör Fare
Nasıl koşuyorlar bak,
Nasıl koşuyorlar bak!
Hepsi de çiftçinin karısının peşinden koştular.
Kadın da kuyruklarını et bıçağıyla kesti.
Hayatında böyle garip bir şey gördün mü hiç?
Şu
Üç Kör Fare gibi…
II. Dünya Savaşı sona ermek üzereyken, İngiltere’de iki küçük kardeşin yaşam savaşı tüm acımasızlığıyla devam etmekteydi. Sekiz çocuklu yoksul bir aileden gelen O’Neill kardeşler, 8 yaşındaki Dennis ve 5 yaşındaki Terence, 1940 senesinde devlet tarafından himaye altına alınmıştı. Dört yıl boyunca birçok koruyucu aile yanında kalan kardeşler, en son Reginald and Esther Gough’ların çiftliğine yerleştirildiler. Henüz altı ay geçmemişti ki, 9 Ocak günü Bayan Gough doktora telefon açarak oğlanlardan birinin durumunun kötü olduğunu bildirdi. Doktor hemen çiftliğe koşturmasına rağmen ne yazık ki küçük çocuğu kurtarmayı başaramadı. Dennis O’Neill şiddet ve açlık yüzünden öldüğünde daha 12 yaşındaydı.
9 yaşındaki kardeşi Terence’in mahkemede yaptığı şahitlik tüyler ürpertici gerçekleri ortaya çıkardı. Çocukları evlatlık edinmelerinin karşılığında devletten para alan çiftçi ve eşi, O’Neill kardeşlere korkunç işkenceler yapmıştı. [...]
Ezgi Ceren Kayırıcı’nın bu yazısı Radikal Kitap ekinde Ekim 2009′da yayınlanmıştı. Kendisine yazıyı siteye taşımamıza izin verdiği için teşekkür ederiz.
İlk kitabını 1964′te yayımlayıncaya kadar, ev işleriyle meşgul ve kendi halinde bir evhanımıdır Ruth Rendell, birbiri ardına yayımladığı kitapları onu ‘gerilim kraliçesi’ yapar. Rendell’in kitapları, gücünü şiddet ve vahşi cinayet sahnelerinden almaz. Onun yaptığı, bir şekilde yaşamak durumunda kaldığımız bu suç dünyasının, hastalıklı içeriğini göstererek bir duyarlılık, farkındalık yaratmak
// EZGİ CEREN KAYIRICI
1930 yılında Londra’da doğan Ruth Rendell, İngiltere’ye Danimarka’dan gelen, Dan bir baba ve İsveç bir annenin kızıdır. Sorunlu bir aile yaşamı vardır ve üstelik yazar, genç yaşta annesini kaybeder. On beş yaşından beri yazan Rendell’in yazılarını yayımlama girişimleri reddedilir. Liseyi bitirdikten sonra gazeteciliğe başlar. 1950’de evlenir ve bir oğlu olur. Doğum sonrasında, ‘hayal gücü’nü bir haberde kullanınca işten atılır; katılmadığı bir kutlama hakkında haber yazmıştır. Bundan sonra ise, ilk kitabını (From Doon with Death) 1964’te yayımlayıncaya kadar, ev işleriyle meşgul [...]
Amatörler
Eric Ambler’dan Günışığı (Topkapı)
Ambler’in 1962 tarihli romanı The Light of Day, Jules Dassin’in Topkapı başlığını taşıyan uyarlamasından sonra, filmle aynı isimde de basıldı. Bizde ise 1963-64 yıllarında, Bahar, Tekin ve Karaca yayınlarının “Günışığı” başlığını taşıyan üç farklı basımı bulunuyor.
Geçen ay bahsettiğimiz iki Ambler romanından (Dimitrios’un Maskesi ve Korkuya Yolculuk) farklı olarak, Ambler’in bu romanı bütünüyle Türkiye’de geçmektedir. Yunanistan’da yaşayan, paralı turistlere arabasını kiralamak gibi işlerle idare eden Arthur Simpson, bu şekilde tanıştığı Mr. Harper’dan, kabul etmeye mecbur bırakıldığı bir iş alır. Harper’ın bir dostunun lüks arabasını, karayolu ile İstanbul’a getirmesi gerekmektedir. Simpson, çeşitli silahların gizlendiği araçla sınırda yakalanıp cezaevine atılır.
Türk polisi, Simpson’ın siyasi bir amaç güttüğünden şüphelenir. Zira romanın yazıldığı yıllar ilk askeri darbemizin güncelliğini koruduğu bir dönemdir; romanda “o yıllarda Türkiye’de siyasi suçlu olmak pek tekin bir iş değildi” denir. Simpson da silahların ne amaçla taşındığını bilmez; ama bunu ortaya çıkarmak [...]
Polisiye roman okumaya ne zaman başladım? Yaş 50’ye gelince bir solukta yanıtlamak kolay değil. Ama polisiye roman merakımın babamdan geçtiğini, henüz okumayı sökmediğim yıllarda, gözüme ilk ilişen kitaplar arasında polisiyelerin bulunduğunu söyleyebilirim. Çocukluğumun o döneminde polisiye, macera ve korku türüne merak salmamda sinema daha etkiliydi. Özellikle Christopher Lee’nin canlandırdığı Dracula serisi unutulmazlarım arasındadır.
Okuyucu olarak polisiye kültürüm(!) romanlardan önce çizgi romanlar sayesinde başlamıştır. Gazetelerdeki gündelik çizgi bantlar, Ceylan, Zıpzıp ve Doğan Kardeş’teki detektif maceraları ilk göz ağrılarım. Okumayı ilerletince, polisiye kurgusundan ziyade serüven ve maceraya ağırlık veren çocuk romanları ilgimi çekmişti. Kuşkusuz ilk sırada Jules Verne romanları yer alıyor.
Daha sonra babamın kütüphanesine dadandım. Özellikle ilkokul üçüncü sınıftayken Siirt’e taşındığımızda başgösteren kitap sıkıntısını gidermenin en iyi yolu babamın polisiyelerini okumaktı. Televizyonun olmadığı, gazetelerin kış mevsiminde sürekli aksadığı yıllarda polisiye romanlar ev halkının ortak zevkiydi. [...]
Kitapevi raflarında 370 sayfalık büyük boy bir ilk romanla karşılaşmak gözünüzü korkutabilir. Ama hiç merak etmeyin; Aliyar Dengiz, biraz uzatmış olsa bile, baştan sona hiç sıkılmadan okutuyor hikayesini.
Hitler’in bir çocuğun varlığı ya da gen teknolojisinin böyle bir çocuk yaratıp yaratamayacağı 1940’lardan beri magazinel tarih kadar bilimkurguların konusu da olmuştur. Aliyar Dengiz, söz konusu varsayımın doğruluğu üzerine yapmış kurgusunu, çocuğu da savaşın sonlarında Almanya’dan bir denizaltıyla gizlilik içinde taşımış Trabzon kıyılarına. Ne var ki, onun kimliği hakkında bilgi sahibi olanlar ya operasyonun selameti için Nazilerce öldürülmüşler ya teker teker ecelleriyle göçüp gitmişler. Zaman günümüze geldiğinde, kendilerini Nazilerin varisi olarak gören Büyük Tötön Girişim Şövalyeleri, Dördüncü Reich’i kurmak için bu çocuğun peşindeler. Onları çocuğa götürecek yegane kişi ise, geçmişteki olayın tanığı olan babasının bildiklerine ulaşabileceğini düşündükleri gazeteci Akın.
Akın’ı bu ekonomik kriz ortamında işsiz güçsüz bir haldeyken tanıyoruz. Evliliği de pek [...]
Casuslar Azraili Nick Carter
Nick Carter, önceleri 1886′da pulp dergilerinde boy gösteren, tevellüdü Holmes’tan önceye dayanmasına karşın Holmes taklidi olmakla suçlanan bir karakter. Holmes’tan farklı olarak birçok yazarın el attığı bir franchise olan Carter, 40′lı yıllarda Nick Carter, Master Detective başlıklı meşhur radyo dinletileri ile tekrar ünlendi.
60′larda ise Nick Carter’ın ikinci ömrüne tanık oluyoruz. Özgün Carter’a ismi dışında birşeyini borçlu olmayan Nick Carter, Killmaster, sert, vücudu yaralarla dolu, hissi durumuna göre gözleri renk değiştiren, karanlıkta vücudundaki dövmesi parlayan bir ajandır. CIA’den daha gizli bir istihbarat örgütüne, daha çok suikast gibi görevleri üstlenen AXE’a mensuptur.
Türkiye yayınevinin 1966 tarihli, 6 kitaplık serisinde Ian Fleming’ten sonra Bond’un tahtına oturduğu ilan edilen Killmaster, “Casuslar Azraili Nick Carter”adını aldı.
1965 tarihli Istanbul (Manning Lee Stokes), casuslar azrailinin adına yakışır bir görevle ülkemize geldiği ilk maceradır. AXE Carter’ı dört kişiyi öldürmek üzere ülkemize yollar. Ajanımız, güzel ama güvenilmez bir kadına benzettiği İstanbul’a gelir, adam öldürmeyi gündelik bir iş [...]
Val Mc Dermid’in Türkçe’ye çevrilen bu üçüncü kitabı, yine kadın detektif Kate Brannigan’ı anlatıyor. Kahramanımız İngiliz, Manchester kentinde bir ortağı ile birlikte yürütüyor detektiflik faaliyetlerini. Mazbut bir yaşamı olan Kate, -şu ana dek- söz müziği yazmakla uğraşan Richard ile birlikte yaşıyor. Son iki öyküdeki olayların, aslında sakin bir kişiliği olan Richard ve onun ilişkileri sonucu geliştiğini görüyoruz. Richard “Kırık Çete”de de işin içinde. Bir sigorta yolsuzluğunu izlemek, otomobil satışlarında sahtekârlığı araştırmakla görevli Kate Brannigan, sevgilisi Richard Barcley’le sahte bir kimliğe bürünmüştür. Richard’ın kullandığı lüks otomobilin içinde bol miktarda uyuşturucu bulununca işler tersine dönecek, suçsuz olduğunu ispat edemeyen Richard kendini Manchester’in en eli kanlı canilerinin arasında, demir parmaklıkların arkasında bulacaktır.
Bir yandan uyuşturucunun asıl sahiplerini ortaya çıkarmak, öte yandan Richard’ın tatile gelen küçük oğluna bakmak arasında koşuşturmak zorundadır Kate. İşin işine uyuşturucu girince, işi hayli zor. Olayın görgü tanığı olan komşusunun öldürülmesiyle birlikte, çözülmesi gereken bir de [...]
Eric Ambler
Türün önemli isimleri arasında, mekan olarak ülkemize en çok yer veren kuşkusuz Eric Ambler’dir. Eric Ambler’in romanlarında, profesyonellerden ziyade kendisini Uluslararası suç şebekeleri ve casusların tehdidi altında bulan amatör kahramanlar vardır. Bu özelliğiyle casus romanına gerçekçi bir tarzı kazandıran Ambler’in en ünlü romanları kısmen veya bütünüyle ülkemizde geçer.
Dimitrios’un Maskesi
1939 tarihli Ambler klasiği Mask of Dimitrios, aynı yıl Amerika’da A Coffin For Dimitrios adıyla yayınlanmış. Dilimizde ilk olarak 1949 yılında Ahmet Halit yayınevi’nden çıkan Haluk Tansuğ çevirisi, İzmirli Dimitrios’un Maskesi başlığı altında yayınlandı. Milliyet’ yayınları’nın meşhur kara dizisinde İzmirli Dimitrios’a bir Tabut adıyla yer bulup; son olarak Can yayınlarının külliyatına girdi. Son baskıları orijinal adının tam çevirisidir: Dimitrios’un Maskesi.
Roman, yolu İstanbul’a düşen polisiye yazarı Latimer’in, Türkiye’de gizli polis teşkilatında görev yaptığını gizlemeyen Albay Hakkı ile tanışması ile başlıyor. Albay Hakkı, sıkı bir okuru olduğu Latimer’a, önce kendi acemice yazdığı polisiye öykü fikrini yutturmaya çalışıyor, ardından Latimer’in çok daha [...]
Yazan: Dr. Mehmet İyigün
Klasik Polisiyenin Kralı olarak bilinen John Dickson Carr 85 kitap yazmış. Fakat Türkçe’ye çevrilen kitaplarının sayısı 30 görünüyor. Acaba Türkçe’ye çevrilmeyen kitapları niye çevrilmedi – çevrilmiyor diye düşündüm. Bazı polisiye yazarların neredeyse tüm kitapları çevrildi, çevriliyor. Bunun CARTER DICKSON’a (John Dickson Carr) bir haksızlık olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle onun çevrilmeyen kitaplarının konularını araştırdım. Siz de inceleyince göreceksiniz ki çevrilmeyi hakeden birçok kitabı, çevirmenini ve yayıncısını bekliyor.
Behind the Crimson Blind (Kızıl Örtünün Ardından)
Sir Henry Merrivale tatildedir. Ama hırsızlıkları esnasında göğsünde her zaman süslü demir zırh taşıyan “Iron Chest” (Demir Göğüs) olarak bilinen dünya çapında bir suçlunun meydan okumasına dayanamaz.
Hiç kimse gerçekten onun neye benzediğini, hırsızlıklarından sonra nasıl bir iz bırakmadan kaybolduğunu bilmez. Yerel polis örgütünün yoluna kırmızı halı döşeyerek karşılamasından sonra Sir Henry orada tanıştığı iki genç İngiliz çiftiyle arkadaş olur. Onlarla birlikte çalışarak Iron Chest’in kimliğini ortaya çıkarır.
The Cavalier’s Cup (Şövalyenin Kupası)
Uzun zaman önce ölmüş şovalye [...]
|
0kapaklar/kapak6705.gif
kapaklar/kapak6703.gif
kapaklar/kapak6700.gif
kapaklar/kapak6699.gif
kapaklar/kapak6696.gif
0kapaklar/kapak540.gif
kapaklar/kapak38.gif
kapaklar/kapak2116.gif
kapaklar/kapak114.gif
kapaklar/kapak352.gif
Rastgele bir kitap 
|
Son Yorumlar