|
|
Polisiye okumak, ikamesi hayli zor, esaslı bir bağımlılıktır. Ortalama bir polisiyeseverin günlüğünde kitapçı ziyaretinin yer alma olasılığı, başka herhangi “cins” bir okurunkine oranla epey yüksektir bu yüzden. İşte son birkaç yıldır, müptelalığıyla maruf polisiye okurunu ilgili standlar etrafında Komiser Maigret adımlarıyla üç, Sam Spade adımlarıyla iki tur döndürecek bir gelişme yaşanmakta ülkemizde. “Yazılmıyor, yazılamıyor” ya da “yazıldı da unutuldu” denen yerli polisiyeler giderek artan biçimde kitapçı raflarını donatmakta.
1990’lı yıllarda Ahmet Ümit ve Osman Aysu’nun eserleriyle dirilmeye başlayan polisiye edebiyatımız, son birkaç yılda, yeni yazarlar ve kayda değer bir türsel çeşitlilikle hayli kanlı canlı bir hale geldi gerçekten de. Tür kapsamında değerlendirilemeyecek eserlerde de polisiye izleklerin kullanımına giderek daha sık rastlanmaya başladı. Peki nasıl oldu da böyle oldu? Türün yerli örneklerinin azlığı üzerine tartışmaların sürüp gittiği yıllar boyunca beklenen neydi? Yazanlar ne yazdı, bu dallı budaklı türün daha çok hangi alanlarında eserler verildi? Kriminal durumlarımız gibi, polisiye yazarlarımız da “bize göre” [...]
“Hadi ama onca kitap dururken, SAS mı yazılırmış?!” diyenlere katılmamak elde değil. Gelgelelim Soylu Serânissime Altesleri Prens Malko Linge’nin bundan senelerce evvel yaşadığı bir macera üzerine yeni gelişmelerden bahsetmemek de olmaz.
Bilenler bilir, Prens Malko zaruri ihtiyaçlardan dolayı part-time CIA ajanlığı yapan parasız bir asilzadedir. Ortaçağa dek uzanan on yedi kuşaktan kendisine kalan tek şey, Yüce Roma-Germen İmparatorluğu Prensi ve Soylu Sérénissime Altesleri gibi bir yığın sıfattan ibaretir. Kullanmaya karar verdiği bu sıfat, önceleri CIA’deki Amerikalı dostlarını çok etkiler. Fakat uzun oluşu kullanım zorluğu yarattığından, sonunda sıfat kısaca “SAS”a dönüşür. Dönüşür, ama kendisini bu sıfatla çağıranların çoğu bunun ne anlam taşıdığını hâlâ bilmez.
İlginç bir yüzü olan Malko’nun özenle taranmış saçları ve dudaklarının kenarında yer alan çizgiler yüzüne kendini beğenmiş bir hava verir. Özellikle gözleri olağanüstüdür: İki altın damlası. Yırtıcı kuşlarınkini andırır koyu sarı renkli gözlerinin kimi zaman yeşile döndüğü de olur ve bu kötüye işarettir.
Olağanüstü belleği nedeniyle CIA’da kendisini [...]
Her ne kadar Madam Simenon bir zamanlar eşinin sekreteri idiyse de, yazar kapıya “rahatsız etmeyin” yazısını astıktan sonra içerde neler olup bittiğini hala bilmez.
“Az çok birşeyler tahmin edebilirim elbette, ama gerçek anlamda yazdığı zaman yanında olmadım. Ben de dahil hiçkimse, o yazarken odaya giremez.”
Simenon’un bazen karakterlerinden biriymiş gibi davrandığını bilir ve bundan endişe eder. Kırk yaşında bir adamla yirmibeşindeki bir kadının aşkını anlatan “Act Of Passion” yazılırken yazardan bir tokat yemiş olduğuna bakılırsa, haksız da sayılmaz.
“Romanın dördüncü gününde sapsarı bir suratla odadan çıktı. Yemek boyunca tek kelime etmedik, ama sonrasında birlikte tv izlerken seçtiği programı hiç beğenmedim ve ‘bir roman için bile buna katlanamam’ demiştim. Yüzüme bir an baktıktan sonra tokatladı beni. Çok şaşırmıştım, kendimi korumaya bile kalkmadım. Sonra tekrar bana baktı ve ‘Ne yaptım ben?’ diye sordu.
“Anladım ki yaptığının farkında bile değil. Romanındaki kadın karakter için üzüldüm, herhalde kötü bir gün geçirdi kadıncağız, diye düşündüm.
Simenon'un Epalinges, Lausienne'deki Evi [...]
“Polis Romanları”
Bu addaki yazısına şöyle başlıyor François Mauriac:
“Çocuklarımın kiraladıkları Esterel villası, polis romanlarından zevk alan, bu romanlara tutkusu olan bir kimseninmiş. Kitaplığında Kara Dizi’lerin çeşitleri… Şimdiye kadar bu türün bütün örneklerini bir arada görmemiştim. Yazar ve okur olarak bu kitaplığa, hem küçük görme duygusu, hem oburlukla bakıyorum. Ciddi romancı tarafım kendi kendine “Polis romanları nasıl yazılabilir?” diye soruyor.Ama aynı anda havaların hep kapalı ve yağmurlu gidebileceğini, birçok geceler uykusuz kalabileceğimi düşünerek, artık canımın sıkılmayacağından emin oluyorum.”
Bu konuda çok şey söylenebilir; ben yazımın ilk satırlarında bu evin meraklı sahibesini gene de olumlu notla değerlendirerek söze başlayacağım. Sevdiği kitapları arayıp bulduğu, satın alıp edindiği, okuduktan sonra biriktirdiği, bir kitaplık dolusu ilgi ve merak konusuna kavuştuğu için. Çünkü bu yazıda yakınacağım şey, Esterel villasındaki Kara Dizi raflarını dolduran kalabalık değil.
Aslında hangimiz omuz silkebiliriz bu konuya? Ortaçağ Amadis’lerinden Dumas [...]
Dünyanın önde gelen gazete ve dergilerine yazan, bir zamanlar Ian Fleming’in yurtdışı yöneticisi olduğu Kemsley gazete grubunda da görev almış olan ünlü muhabir Frederick Sands, Lausanne’de ikamet etmektedir. Lausanne’in bir başka bildik siması da Georges Simenon’dur. Ünlü yazarı evinde ziyaret eden Sands, Simenon’dan Fleming’le buluşmasının öyküsünü dinler.
Odadakilerden biri tıknaz ve kısa boyluydu. Anlaşılır bir İngilizcesi vardı, ama Fransız aksanı da belirgindi. Gülağacından yapılmış piposu ağzının sabit bir uzantısı gibi duruyordu. Odadaki diğer adam, uzun ve sıska, kırmızı tenliydi; bariz bir İngiliz aksanı vardı. Zarif bir ağızlıkla durmaksızın sigara içiyordu.
Müfettiş Maigret’nin yaratıcısı, her hafta otuziki ülkede ortalama üç kitabı yayınlanan, 200′den fazla romanın yazarı Georges Simenon, Ian Fleming’le ilk kez görüşüyor, onunla gerilim yazarlığı üzerine sohbet ediyordu.
Benzersiz bir sahnedir bu: Dünyanın en başarılı gerilim yazarlarından ikisi, yazarlık tecrübeleri üzerinde görüş alışverişinde bulunuyorlar!
Fleming yıllardan beri Simenon’un hayranı [...]
John Dickson Carr, polisiyenin “Altın Çağ” diye adlandırılan dönemin önde gelen yazarlarındandır. Dilimize -tespit edebildiğimiz kadarıyla- 30 romanı ve iki öyküsü çevrilen Carr, Agatha Christie’ye yakıştırılan Polisiyenin Kraliçesi sıfatına gönderme yapılacak şekilde; Polisiyenin Kralı olarak anılmaktadır. Zekice kurgulanmış, çetrefilli cinayet öykülerinin üstadı olan yazar; Arthur Conan Doyle’un oğlu Adrian Doyle ile birlikte, Sherlock Holmes öyküleri yazmış olmanın yanısıra, 1948 yılında, Doyle için bir de biyografi kaleme almıştır. İşte bu biyografinin bir özeti, Dünyada Her Ay dergisinin Temmuz ‘49 tarihli sayısında dilimize Rekin Teksoy’un çevirisi ile yayınlanmıştı. Bu çeviriyi, Sn. Rekin Teksoy’un izni ile yayınlıyoruz. 1949 yılındaki çeviri metnine müdahale etmeden, olduğu gibi yayınlamayı uygun gördük.
Çeviriyi yeniden gözden geçirip, yayınlanması için izin veren [...]
Virgül dergisinin Mayıs 2008 sayısından başlayarak 3 sayı boyunca yayınlanan makaleyi geçtiğimiz günlerde yedi bölüm halinde sitemizde yayınlamıştık. Aşağıda, bu makalede konu edilen tüm eserlerin listesini bulacaksınız.
Orj. Basım
Orj. Başlık
Yazar
Türkçe Basım
1902
Sacred Crescents
William Bury Westall
1907
L’homme qui assassina
Claude Farrère
Peyami Safa tarafından çevrilip Osmanlı alfabesi ile basıldığı biliniyor.
1912
İstanbul’un Esrarı
Paul de Regle
1913
Les Confidences d’Arsène Lupin
Maurice Leblanc
Arsen Lüpen İstanbulda (Selek, 1958)
1916
Greenmantle
John Buchan
Doğudaki Sır (IQ Kültür Sanat, 2003)
1922
Les Aventures Comiques de Charlot Détective
Bilinmiyor
Şarlo İstanbul’da (İkbal Kitaphanesi, 1924)
1932
Stamboul Train
Graham Greene
İstanbul Ekspresi (Yalçın Ofset, 1968)
İstanbul Treni (Everest,2004)
Doğu Ekspresi (Nil,1971)
1934
Murder on the Orient Express
Agatha Christie
Şark Ekspresindeki Cinayet (Vakit, 1936)
Şark Ekspresindeki Cinayet (Ekicigil,1955)
Ölüm Ekspresi (Toptan Ucuz,1963)
Simplon Ekspresindeki Cinayet (Ak,1965)
Şark Ekspresinde Cinayet (Nil,1977)
Doğu Ekspresinde Cinayet (Altın, 2006)
1934
Parker Pyne Investigates (Öykü : Have You Got Everything You Want?)
Agatha Christie
İstanbul Yolunda bir Macera (Hareket Gazetesi İlavesi, 1963)
1935
The Eunuch of Stamboul
Dennis Wheatley
1935
Les clients d’Avrenos
Georges Simenon
Eminönü’nde Avrenos Meyhanesi (Yılmaz, 1991)
Avrenos’un Müşterileri (Çiviyazıları, 2007)
1936
Highly Inflammable
Max Saltmarsh
1939
The Mask of Dimitrios
Eric Ambler
İzmirli Dimitrios’a bir tabut (Milliyet, 1971)
Dimitrius’un Maskesi (Altın, [...]
Raymond Chandler (1888-1959) detektif romanında gerçekçi ekolün Dashiell Hammett’le birlikte en büyük temsilcisiydi. Kahramanı sıkı detektif Philip Marlowe’un serüvenlerini, arka planda Los Angeles’in sosyal ve kültürel yapısıyla birlikte anlattığı romanları (Göldeki Kadın, Elveda Güzelim, Büyük Uyku, Yüksek Pencere, Uzun Elveda, vb.) bu türü edebiyat düzeyine çıkaran örneklerdir.
Chandler 1944 yılında “Adam Öldürmenin Yalın Sanatı” adlı bir deneme yayınladı. Bu denemesinde klasik çözümlemeci ekolü eleştirdi ve Hammett’i örnek vererek kendi detektif romanı anlayışını anlattı. Bu deneme daha sonraları, detektif romanı inceleyenlerin en çok atıfta bulunduğu bir kaynak oldu.
ADAM ÖLDÜRMENİN YALIN SANATI
(The Simple Art of Murder)
Her türlü roman gerçekçi olma niyetiyle yazılır. Günümüzde gülünç denecek kadar debdebeli ve yapay görünen eski zaman romanları, onları ilk okuyan insanlara hiç de öyle gelmiyordu. Detektif romanının edebiyat düzeyinde görülmemesinin pekçok nedeni vardır. Her şeyden önce, bu roman türü genelde “adam öldürme” üzerine kuruludur ve bunun iç karartıcı bir yönü vardır. Kişinin, ve [...]
II. Yeni Nesil Suç Romanları
a. Politik Gerilim Romanları
Klasik casus romanının başına buyruk casus / ajan tiplemelerinin, 90’larda yerini giderek daha gerçekçi uluslararası entrika ve gerilim romanlarına bıraktığını görüyoruz.
Daniel Pollock’un 1989’da yayınlanan ilk romanı Lair of the Fox’ta, Kürt teröristler tarafından KGB’den çalınıp İstanbul’a getirilen zehirli gaz varillerini geri almak için KGB’nin düzenlediği operasyonu okuruz.
Davis Bunn’ın Rendezvous With Destiny serisinin beşinci romanı Istanbul Express, İstanbul’a yardım organizasyonunda görev almak üzere gelen Jake ve Sally, kendilerini Sovyet yayılmacılığına karşı verilecek bir mücadelenin içinde bulurlar.
Türkiye üzerine bir de gezi rehberi bulunan Gilbert Horobin’in tek romanı Kurdish Connection, sınırda kaçakçılık yapan Kürtlerle işbirliğine giren eski casusların Orta Doğu’da tehlikeli sonuçlara varacak faaliyetlerini konu edinir.
Türün ustalarından Tom Clancy’nin fikir babası olduğu politik gerilim serisi Op-Center, 95’ten 2005’e kadar yayınlanan 12 romandan oluşuyor. Serinin dördüncü romanı Acts of War (1997), Suriye ve Irak arasında bir savaş [...]
(CinaiRoman Geleneksel “Kadınlar Günü” Yazıları II)
Girizgâh
Çağdaşlarının yakıştırdığı isimle kırk beygir gücünde bir yazı makinası imiş Ahmet Mithat Efendi. Monte Kristo’dan esinlendiği ilk romanı Hasan Mellah’ın 1874’te yayımlanmasından, İkinci Meşrutiyetin 1908’deki ilanına dek ellinin üzerinde roman yazmış. Bugün yüksek edebiyat eserleri ile –mazallah- karıştırılmasın diye “popüler edebiyat” başlığı altında andığımız türlerin de önünü açmış kişidir. Gazetelerde tefrika edilen eserleri heyecanlı bir yerinde kalırsa, ertesi günü okurlarının basımevini kuşattığı söylenir.
O dönemden başlayarak, onyıllar boyunca yazarlarımız batıdan ithal ettiğimiz roman türüyle, batılılaşma serüvenimizi anlatıp durdular. 20. asrın ilk yarısında yazılan romanlarda batılı değer yargılarının toplumumuzda yerleşmesinin sancılarını görmek mümkün. Kadının toplumsal hayatta giderek daha fazla yer almasının izlerini de görüyoruz romanda; elbette, lehte ve aleyhte görüşlerle. Örnekse Peyami Safa’ya göre kadının ebediyeti zekasında değil, rahmindedir. Asri zamanın bataklığına saplanmış kadın karakterler Safa romanlarının mutat kişilerindendir. Dönemin verimi yüksek yazarlarından Mehmed Celâl bir yandan roman yazmakta kendince bir mahzur görmezken, bir yandan kadın namına [...]
|
0kapaklar/kapak6705.gif
kapaklar/kapak6703.gif
kapaklar/kapak6700.gif
kapaklar/kapak6699.gif
kapaklar/kapak6696.gif
0kapaklar/kapak540.gif
kapaklar/kapak38.gif
kapaklar/kapak2116.gif
kapaklar/kapak114.gif
kapaklar/kapak352.gif
Rastgele bir kitap 
|
Son Yorumlar