Klasikleri okumanın, ruhsal olgunlaşma için elzem sayıldığı 1970’li yıllarda, özetlenmiş ama yine de ciltli basılmış, kapağında romantik resimler bulunan klasik romanlar bugüne kıyasla daha çok okunuyor olmalıydı. O zamanlar internet yoktu, klasiklerin çizgi romanları da henüz icat edilmemişti ama, “100 Büyük roman” gibi vaatkâr isimler taşıyan kitaplar, romanları okumadan okumuş gibi yapmanın yollarını öğretiyor, bir yandan da hangi kitapların okunması gerektiğine dair bir fikir veriyordu. Ortaokula gelmiş bir delikanlının çocuk dergisi ya da çizgi roman okuması ne kadar ayıptı! Hafif şeylerle vakit kaybedilmemeli, önce klasikler sindirilmeli, daha sonra lisede politika ve felsefeye geçilmeliydi. Günümüz kültürünün enfantil dünyası için ağır sorumluluklar.
Bu sebeplerden ötürü ilk okuduğum polisiye, daha doğrusu polisiye niyetine okuduğum ilk kitap, Victor Hugo’nun Sefiller’inin bir özeti olmuştur sanırım. Mazlum Jan Valjan’a karşı acımasız Javert! Çizgi roman günah, klasikler makbul, hafif kitaplar –polisiye adı bugünkü kadar jenerik değildi- mekruhtu…
Üzerinde kedi kafalı logosuyla Akba’dan çıkan Aytaşı ise , okuduğum ilk gerçek polisiye olsa gerek. Ama onun da polisiye ya da cinai roman olup olmadığı pek belli değildi. Hatırladığım kadarıyla, daha çok bir klasik havası taşıyordu kitap. Epey bir süre, sanırım bütün ergenlik döneminde “polisiye” olduklarını bilerek iki yazar okudum: Agatha Christie ile Georges Simenon. Agatha Christie kolay bulunur, herkes tarafından küçümsenir ama bir solukta okunurdu. Galiba Simenon da bugüne kıyasla çok daha popülerdi. Bu iki yazarın tamamen ayrı iki dünyaya ait olduklarından şüphe etmez, kimi zaman Simenon’un kahramanlarıyla Agatha Christie entrikaları bir araya gelebilir mi diye de düşünürdüm. Bunun tersi hiç olmaz gibi görünürdü bana. İki yazarın bu kadar farklı oluşunun bir sebebinin de çeviri farkı olduğunu bilemezdim tabii. Aralarında bir başka önemli fark da şuydu ki Simenon romanlarını dönüp tekrar okurdum sonradan. Taşrada kitap azdı, okumak içinse bol vakit vardı. Üniversiteli ağabeylerimize göreyse, devrim için vakit dardı, Dostoyevski’yle oyalanmayıp Politzer’den başlamalıydı işe… Onlarla konuşurken –daha çok dinlerken- Dostoyevski’de direniyor, ama hafifmeşrep kitaplarımı savunmama katmıyordum bile. Simenon ile Christie ayrı dünyalara ait olsalar bile, burada başka bir galaksi söz konusuydu. “Ciddi” kitaplar okudukça içselleştirilen bu baskının, polisiye okumayı daha tatlı hale getirmediğini kim söyleyebilir?
Mustafa Arslantunalı
Ocak 2010
------------------------o------------------------
Dünyayı Peşinden Koşturan Millenium Dizisi Başlıyor
41 ülkede satış rekorları kıran Millenium Dizisi nihayet Türkiye okuyucusu ile buluşuyor. Üçlemenin yazarı Stieg Larsson üçüncü kitabını yazdıktan sonra vefat etmiş olması onun bu kitaplarının değerini daha da arttırmış görünüyor. Ancak Larsson'un bu başarısını göremeden ölmüş olması üzüntü veren bir gerçektir. Larsson 2004 yılında bir kalp krizi sonucunda hayata veda etti.
Kompleks kurgu, canlı ve ilginç karakterleri ve oldukça sert üslubuyla Stieg Larsson'un kanımızca farklı bir kategoriye ihtiyacı vardır.
Şunu şimdiden söylemek mümkün, Larsson okumak her baba yiğidin harcı değil. Annenize önermeyin, babaannenize söz etmeyin bile...
------------------------o------------------------
Poe'nun 160. Ölüm Yıldönümü
Edgar Allan Poe, Baltimore'da bir meyhanede kötü bir halde bulunduktan dört gün sonra kaldırıldığı hastanede, 7 Ekim 1849 tarihinde hayata veda etmişti. Çocukluğundan itibaren yaşamı acılar içinde geçen büyük yazar öldüğünde henüz daha 40 yaşındaydı. Ölüm nedeni günümüze değin gizemini korumuş; üzerinde alkolizm, tüberküloz, beyin koması, kolera, kalp krizi gibi çeşitli teoriler ileri sürülmüştür. Bir diğer söylenti ise feci şekilde yediği dayak yüzünden komaya girmiş olduğudur. 1949 yılından bu yana gizemli bir ziyaretçi veya ziyaretçiler tarafından her 19 Ocak'ta mezarına konyak dökülüp, üç gül bırakılmaktadır.
Dokuz ay önce Poe'nun doğumunun 200. yılı onuruna birçok aktiviteler düzenlenmişti. Bu sefer de ölümü çeşitli etkinliklerle anılıyor: Naaşı halkın ziyaretine açılacak, mezarı başında gece beklenip, şiir ve müzik eşliğinde mum yakılacak, polis eskortunda tabutu şehirde dolaştırılacak. 160 sene önce cenaze töreninde yalnızca dört kişi bulunan Poe için, 35-40 ABD Doları karşılığında bilet alarak izlenebilecek temsili bir yeni tören yapılacak.
Polisiye edebiyatının kraliçesi P.D. James 89 yaşına bastı. Yapıtları çeşitli film ve tv dizilerine uyarlanan yazar, polisiye dalında kazandığı birçok ödülün yanında 1991 yılında verilen Barones ünvanı ile Lordlar Kamarası’na girdi.
"Hayat uçup gidiyor." diyen James, kırk iki yaşındayken yazdığı ilk roman ile edebiyat dünyasının unutulmaz karakterlerinden Adam Dalgliesh’i yarattı. Aynı zamanda ödüllü bir şair olan Scotland Yard’ın melankolik müfettişi Dalgliesh, serinin daha sonraki kitaplarında polis şefliğine kadar yükseldi. P.D. James diğer belli başlı kahramanları Cordelia Gray ve Kate Miskin ile ‘kapalı oda’ ve ‘kim yaptı’ tarzı klasik polisiye türlerini, günümüz feminist suç romanı öğeleriyle başarılı bir şekilde harmanladı.
Polisiyelerinde konunun anlatımın ötesine geçmesine izin vermeyen yazar, Gustave Flaubert, Leo Tolstoy gibi 19.yy yazarlarının detaycılığını sürdürüyor. Karakterler ve atmosferin ayrıntılarla çizilmesi romanlarını tipik bir polisiyeden daha uzun kılıyor. İlerleyen yaşına rağmen aktif politika hayatına ve yazmaya devam eden P.D. James’in detektif kurgusu uzerine olan incelemesi, Talking About Detective Fiction önümüzdeki aralık ayında çıkıyor.
Yaşayan en büyük kraliçenin daha birçok Dalgliesh maceraları yazmasını ve bu kitapların da dilimize daha özenli çevrilmesini diliyoruz.
------------------------o------------------------
Agatha Christie: Sırların Kadını
Milyonlarca okuyucusu olan Agatha Christie, kuşkusuz suç edebiyatının kilometre taşlarındandır. Yalnızca polisiyeleri ile değil, özel yaşamıyla da ilgi çeken ünlü yazarın otobiyografisi geçenlerde Altın Kitaplar tarafından yayınlanmıştı.
Hayatı ve eserleri üzerine yazılmış birçok incelemeden biri de Oxford Üniversitesi'nce çıkarılan Agatha Christie, Woman of Mystery'dir. Yazarları John Escott ve Tricia Hedge olan kitabın geniş bir özeti, forum üyelerimizden Fatma Sıdıka Yücel'in çevirisi ile makalelere eklendi.
Agatha Christie: Sırların Kadını adlı makaleye buradan ulaşabilirsiniz.
------------------------o------------------------
En Son Adam Dalgliesh Macerası Türkçede!..
Pegasus Yayınları, henüz daha geçen sene yayınlanan PD James'in son romanını dilimize kazandırdı. Özel Hasta'da (The Private Patient), Scotland Yard'ın şair-başmüffettişi Adam Dalgliesh, bir plastik cerrahi kliniğinde tedavi olduktan hemen sonra öldürülen gazeteci Rhoda Gradwyn davasını çözmektedir. Soruşturma ilerledikçe gizemli olaylar birbirini izler.
46 yılda on dört macerası yayınlanan Adam Dalgliesh serisi için, edebiyat eleştirmenlerince "şarap gibi yıllandıkça güzelleşiyor." yorumunda bulunuluyor. Bir kapalı oda polisiyesi olan Özel Hasta, aynı zamanda serinin en iyi kitabı olarak nitelendiriliyor. Edebi göndermeler ve felsefi tartışmaların yoğun olduğu kitap, karakterlerin karmaşık psikolojisi ile de göz kamaştırıyor.
Biz CinaiRomancılar, PD James'in Türkçeye çevrilmemiş olan diğer Adam Dalgliesh romanlarını da yakında dilimizde görmeyi umuyoruz.
İngiliz yazar J. G. Ballard, 19 Nisan Pazar günü prostat kanseri yüzünden hayatını kaybetti. Bilimkurgu yazarı olarak tanınmasına rağmen yazar, bu şekilde bir kategorilendirmeye karşı çıkıp, eserlerinde aslında geleceğin psikolojisini resmettiğini söylüyordu.
Ballard 20 yaşında, Cambridge Üniversitesi'nde öğrenimine devam ederken yazdığı kısa hikaye, "The Violent Noon" ile bir polisiye yarışmasını kazandı. Pearl Harbour baskınından sonra ailesi ve diğer yabancılarla birlikte bir sivil tutsak kampına gönderilen Ballard, bu kampta yaşadıklarını temel alarak 1984'te Güneş İmparatorluğu adlı kitabını yazdı. Kitap daha sonra Steven Spielberg tarafından beyazperdeye uyarlandı. Çarpışma ve Süper Kent gibi romanlarında, yakın gelecek veya paralel bir evrende geçen şiddet ve ölüm konularını çarpıcı bir biçimde işledi. Çarpışma yine aynı adla 1996'da David Cronenberg tarafından sinemaya uyarlandı ve Cannes Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü'nü aldı.
Kitap Dünyasının Oscar'ları olarak tanımlanan Galaksi Ödülleri sahiplerini buldu.
Kate Summerscale'in yazdığı, gerçek bir olaydan esinlenen, The Suspicions of Mr Whicher, kurgu-dışı kategorisinde en iyi seçilmekle kalmayıp, Yılın Kitabı ödülünü alma başarısını gösterdi. 1860 yılında küçük bir erkek çocuğunun vahşice öldürülmesiyle, Road Hill Cinayeti olarak tarihe geçen olayın soruşturmasını, Scotland Yard'ın ilk sekiz müfettişinden biri olan Jack Whicher üstlenmişti. Dönemin ünlü yazarlarından, iki yakın arkadaş Wilkie Collins ve Charles Dickens da, bu olayı romanlarında işlemişlerdi.
En İyi Suç ve Gerilim Romanı Ödülü, The Girl with the Dragon Tattoo ile Stieg Larsson'a verildi. Yayınlanır yayınlamaz büyük ilgi gören ve yirmi beşi aşkın dile çevrilen Milenyum Üçlemesi'nin bu ilk romanı, birçok başka ödüller de kazanmıştı. 2004 yılında geçirdiği kalp krizi ile yaşamını kaybeden İsveçli yazar, ne yazık ki kitaplarının başarısını göremedi. Dünya çapında, 2008 yılının Khaled Hosseini'den sonra en çok satan yazarı olan Larsson'un kitaplarının en kısa zamanda dilimize çevrilmesi umudunu taşıyoruz.
"İyi polisiye, iyi edebiyattır"ın en iyi örneklerini veren yazarlardan biri olan Kate Atkinson, When Will There be Good News? ile En İyi Okuma seçildi. Polisiyelerinde muamma öğesinin ötesinde insan psikolojisini çok iyi yansıtmasıyla da tanınan Atkinson, çizdiği üç boyutlu karakterler ve ironik anlatım tarzı ile geniş okuyucu kitlesi edindi. Suç Dosyaları'ndan tanıdığımız Jackson Brodie bu kitapta da karşımıza çıkıyor.
44. Çocuk ile büyük çıkış yapan Tom Rob Smith, Yılın En İyi Yeni Yazar Ödülü'nü alırken, polisiye edebiyatı için büyük ümit vaat ediyor.
Yeni Bir Agatha Christie : Hercule'ün On İki Görevi
Hercule'ün On İki Görevi'nin (The Labours of Hercule) ilk kez tamamı, yine Altın Kitaplar tarafından dilimize çevrildi. Daha önce, 1964 yılında Kovan Yayınları, kitaptan "The Flock of Geryon" adlı öyküyü, Gizli Tapınak ismi altında yayımlamıştı.
Christie'nin belki de en iyi öykülerinden oluşan kitap, Hercule Poirot'nun emekli olup, sakız kabağı yetiştirmeye karar verdiğini açıklamasıyla başlar. Fakat jübilesini yapmadan önce, tıpkı adını aldığı mitolojik Yunan kahramanı Hercules gibi zorlu görevlerin üstesinden geleceğini kanıtlamak ister. Aslında Poirot'a göre, Hercules zekası kıt ve suç işlemeye meyilli bir kas yığınından başka bir biri değildir. Özenle seçtiği on iki dava, bir şekilde mitolojik kahramanı adaşının yaptıklarının yansımalarından oluşacaktır. Poirot'nun kalbini her daim hoplatmayı başarmış olan Kontes Vera Rossakoff, vakaların birinde sevimli kahramanımızın karşısına çıkar.
8 Mart Emekçi Kadınlar Günü'nü, kadın eli değmiş cinai romanları ele alan iki makale ile kutluyoruz. Makaleler Virgül dergisi'nin Eylül/Ekim 2008 tarihli sayılarında yayınlanmıştı.
Tülay Güneş Kılıç'ın "Kadınlara Göre : Suç Edebiyatında Kadın Yazarlar" başlıklı çalışması, polisiye edebiyatının doğmasında en az erkekler kadar rolü bulunan kadın yazarları, türün gelişimi içersinde ele alarak tanıtıyor. Polisiye kadın eserlerinin kökeni 1862'ye kadar dayanıyor. Altın Çağ'ın erkek yazarları bugün genellikle unutulmuşken, Agatha Christie, Dorothy Sayers, Ngaio Marsh ve Margery Allingham gibi kadın yazarlar "katil kim?" romanını günümüze taşıyan kalıcı isimler haline gelmişlerdir.
Kadın polisiyelerinde ikinci nesil kraliçeler ise, Patricia Highsmith, Ruth Rendell ve P.D. James olacaktır. Her üçü de, polisiye türünde öne çıkan isimler olmayı başardılar. Sue Grafton, Kathy Reichs ve Patricia Cornwell gibi yeniler de, türün tarihinde kadın yazarların her zaman önemli bir yer tutacağını kanıtlayan isimlerdir.
Oğuz Eren'in "Cins-i Latif Polisiyeleri" isimli makalesi, aynı konuyu yerli eserlerde ele alıyor. Halide Edip Adıvar'dan başlayarak, yerli polisiye eserlerinde cins-i latif imzası taşıyanların izini süren makale, Güzide Sabri, Peride Celal, Nihal Karamağaralı, Zuhal Kuyaş, Pınar Kür, Perihan Mağden,
Nihan Taştekin, Esmahan Aykol ve Şebnem Şenyener'in birer eserini tanıtıyor.
Türkiye'de geçen yabancı polisiyeleri ele alan yazı dizimizin ikinci bölümü, orijinal basım tarihi 1960-80 yılları arasındaki eserleri kapsıyor. Makale, Virgül dergisinin Haziran 2008 tarihli 119. sayısında yayınlanmıştı.
Bu tarihler arasında hafiyelerden ziyade casusların yolu düştü memleketimize; sevimli casus teyzemiz Mrs. Polifax'tan, Casuslar Azraili Nick Carter'a, Lawrence Block'un Evan Tanner'ından, "Dişi Bond" Modesty Blaise'e kadar, ülkemize yolu düşen kurgu-casusları anıyoruz.
Sonra sıra amatörlere geliyor. İlk sırada meşhur Topkapı filmine kaynaklık eden Eric Ambler romanı "Günışığı" var. Oğlak yayınları'nın yayınlarından tanıdığımız Julian Rathbone romanlarının yanısıra, maalesef henüz müşerref olamadığımız, Joan Fleming'in Nuri İskirlak'ı var.
Edgar Allan Poe'nun acı ve mutsuzluklarla dolu kısa yaşamı bundan iki yüz sene önce başlamıştı. Poe ancak kırk yıl yaşadı ama dehası günümüzde bile şairler ile polisiye, korku ve bilimkurgu yazarlarını etkilemeye devam ediyor.
Detektif edebiyatının öncüsü olarak kabul edilen Poe'nun anısına, 1946'dan bu yana "Edgar Ödülleri"ni dağıtan Amerikan Polisiye Yazarları Birliği (Mystery Writers of America) 200. doğum yılı kutlamaları çerçevesinde iki yeni antolojiyi piyasaya çıkardı: Michael Connelly editörlüğünde, Shadow of the Master: Classic Tales by Edgar Allan Poe (Ustanın İzinde: Edgar Allan Poe'dan Klasik Hikayeler) ve Stuart M. Kaminsky editörlüğünde, On a Raven's Wing: New Tales in Honor of Edgar Allan Poe (Bir Kuzgunun Kanadında: Edgar Allan Poe'nun Hürmetine Yeni Öyküler).
Connelly'nin seçkisinde Stephen King, Sue Grafton, Jeffrey Deaver, Tess Gerritsen, Sara Paretsky, Nelson DeMille, Laura Lippman, Lisa Scottoline, Jan Burke gibi ünlü polisiye yazarları, Poe hikayeleri üzerine görüş ve anılarını anlatıyor. Kitapta hangi hikayelerin, korku türünün büyük ustası Stephen King'i korkuttuğu veya Sue Grafton'u derinden etkilediğinin yanı sıra, Amontillado Fıçısı'nı okuduktan sonra kapısı kapalı halde uyuyamayan Jan Burke, Usher Evi'nin Çöküşü'nü ödü patlayarak okuyan Michael Connelly ve diğer yazarların anılarına yer veriliyor.
2006 yılı Edgar Büyük Usta ünvanlı Stuart M. Kaminsky ise On a Raven's Wing: New Tales in Honor of Edgar Allan Poe'da daha değişik bir yöntem izliyor. Poe'nun kendisi veya hikayeleri üzerine yeni öykülerden oluşan seçkide Mary Higgins Clark, Thomas H. Cook, James W. Hall, Jeremiah Healy, Edward D. Hoch, Peter Lovesey gibi yirmi polisiye yazarı yer almakta.
Virgül dergisinin 118-120. sayıları arasında yayınlanan "Türkiye'de Geçen Yabancı Polisiyeler" başlıklı makaleyi sitemizde iktibas ediyoruz.
1902'den günümüze, konusu Türkiye'de geçen polisiye ve casusluk romanlarının, yolu ülkemize düşen hafiye ve casusların tama yakın bir dökümünü hedefleyen yazının ilk bölümü, orijinal yayım tarihi 1902-1960 tarihleri arasında olan eserleri kapsıyor. Simenon'dan Graham Greene'e, Agatha Christie'den Eric Ambler'a, tanıdık isimler de var; adını sanını duymadıklarımız da.
Cinairoman'ın ilk uluslararası söyleşisini gerilim yazarı Shane Gericke ile yaptık. Aynı zamanda Gericke'nin de uluslararası ilk söyleşisi imiş bu; dolayısıyla her iki taraf için de ziyadesiyle iyi oldu.
İlk romanı Blown Away (2006) dilimize Kanlı Oyunlar / Bir seri katil hikayesi ismi ile Salyangoz yayınları tarafından 2007'de çevrildi.
Gericke'yi gerilim türünde tanınır kılan asıl başarısı, Lee Child'ın da "A sınıfından bir polisiye" sözleri ile övdüğü ikinci romanı Cut To The Bone'dur. Maalesef bu roman henüz dilimize kazandırılmadı, bekliyoruz.
Gericke'yle yazarlık kariyeri, polisiyenin geleceğini, Amerikan gerilim türü üzerine konuştuk.