Wallander yazdı:
Bu kitabın konusu nedir? Kısaca anlatırsan heralde herkes merak ediyor.
Bu kitap tamamen e harfinin kayboluşu üzerine.
Dünya'dan e harfi yok olmuş, insanlar bir şeylerin eksikliğini hissediyor ama bir türlü ne olduğunu anlayamıyorlar. Hikaye, hissettiği eksikliğin sebebini kendi kafası içinde çözmeye çalışan Anton Ssliharf'in buhranlarıyla başlıyor. Fakat Anton Ssliharf de, yaptığı çalışmalarla ilgili ipuçlarını dostlarına gönderdikten sonra ortadan kayboluveriyor. Anton Ssliharf'in dostları, hem Anton'u bulmak hem de Anton'un bıraktığı ipuçlarını çözerek kendi kaderlerini de bağlayan bu muammayı aydınlatmak için olayları irdelemeye başlıyorlar. Konu ufak ufak hikayelerle, flashback'lerle devam ediyor...
Ancak bu kitapta gerçekten önemli olan konu değil, zaten o yüzden çok ilginç bir kitap. Tüm kitap ortada olmayan e'nin etrafında dönüyor. Her şey e'yi anlatıyor ancak e ortada yok.
Kitabın yazarı hakkında şu alıntı açıklayıcı: "... 1967’de Raymond Queneau ve François Le Lionnais’in kurduğu, matematikçiler ve yazarlardan oluşan OuLiPo (Gizil Edebiyat Atölyesi) grubuna katıldı. Bu çalışma grubu, Perec’in ‘zihinsel evi’ oldu. Grup kendisini biçimsel kuralların taşıdığı yaratıcı gizilgücü ortaya çıkarmaya adamış ve özellikle anagramlar, matematiksel sözcük oyunları ve benzeri bulmacamsı, karmaşık yapılarla uğraşmaya adamıştı. Italo Calvino da bu grubun önemli üyelerinden biriydi. Bu etki altında Perec, 1969’da Kayboluş adlı romanını yayımladı..."
Yani kitapta asıl olan konu ve hikaye değil, asıl olan dilin kullanımı sırasındaki numerolojik oyunlar. Yazar bunu 199-200. sayfalarda (bambaşka bir şeyden bahseden hikayedeki karakterin ağzından) kendisi de, kendi hikayesinin içinde 'kızım sana söylüyorum okuyucu sen anla' mesajıyla açıklıyor:
"... Karşı karşıya olduğumuz bir tüzük, bir mushaf, bir arzuhal, bir ordino, bir tarlanın kiralanmasına dair bir kontrat, bir kartvizit, bir tapu kaydı ya da bir roman olabilir. Aslolan, kullanılan sinyalin hangi noktaya uygulandığı olmayıp, bizatihi uygulanıyor olmasıdır; muhim olan dilin altından hangi baklanın çıktığı olmayıp, bizatihi dilin kullanılmasıdır...
... Bir romanı misal alırsak, sıradan, bayağı, alışıldık bulacağımız ana hatlarını ilk olarak algılayacak, karşımızdakinin tamı tamına bir roman olduğuna ikna olacağız: Birkaç kişi karşılaşacak, rastlantısal sandıkları, ama aslında bir alınyazısının kaçınılmazlığıyla örülmüş olaylar dizisi yaşayacaklar. Rastlantısallık yanılsaması, alınyazısının mutlaklığını örtüp saklayacak ama bir yanını da açıkta bırakacak...
... Ama daha sonra anlatının kurgusundaki yasayı anladığımızda, bu kadar sınırlı bir lügat, bu kadar yıpranmış, kalbura dönmüş, yarım yamalak, güdük bir sözlük kullanarak yazılmış biryazının sonuna kadar gidip tamamlanması bizi hayran bırakacak.
Tabunun sağında solunda dolanıp duran, hiç dokunmadan onu kavrayan, kıvrak bir oyunla onu ortaya çıkaran, yaraya tuz basarak sağaltan, ağzına almadan imayla, çağrışımla onu adlandıran, vurgulayan, haykıran bu inanılmaz havai güç bizi afallatacak, ama okudukça anlamını hala tam kavrayamasak da sinyalin yürürlüğünü onaylıyor olacağız...
... Bunu kavradığımızda noksanlığa karşı bir olumlama ortaya çıkacak, kısıtlamanın doğurduğu özgürlük boy atacak, hayal gücü olgunlaşıp başak tutacak, kapkaranlıktan apaydınlığa ulaşmış olacağız! ..."
Peki neden a değil, k değil, o değil de e? Bu konuda %100 doğru olup olmadığı bilinmemekle birlikte şöyle bir teori mevcutmuş okuduğum kadarıyla: Yahudi olan Perec'in babası savaşa gitmiş dönmemiş. Annesi ise toplama kampına götürülmüş. Toplama kampında yitenlerin yakınlarına o dönemde 'La Disparition' antetli ('Kayboluş') bir belge gönderilirmiş. Perec de annesinin 'La Disparition' belgesini almış. Fransızca 'onlar' anlamına gelen 'eux' kelimesi 'ö' olarak okunuyor. Şu tesadüfe bakın ki, Fransız alfabesindeki 'e' harfi de 'ö' olarak okunuyor. Dolayısıyla 'e', 'eux'u ve böylece 'e'nin kayboluşu da 'onlar'ın yani Perec'in anne babasının kayboluşunu simgeliyormuş. (Kitabın konusunun bunlarla bir alakası yok tabii.)