YERİNİZDE OLSAM ORAYA GİTMEZDİM
Bir İngiliz Kır Köşkünde Sakınılması Gereken Odalar

* Bazı Agatha Christie polisiyelerindeki kurbanlar ve ölüm şekilleri hakkında yoğun spoiler içerir.

Whitehaven Konağı,
Londra

Cher Monsieur,

Bu mesele hakkında yardımımı isteyen mektubunuz elime geçti. Endişeleriniz var ve korkuyorsunuz, öyle değil mi? Sussex’te bir “haftasonu”na davet edildiğinizi yazmışsınız, fakat cahil biri değilsiniz ki, n’est-cepas? Bunun ne kadar tehlikeli olduğunu bilirsiniz; pusuya yatıp adam boğanlar, zehirli bir fincan, gecenin bir yarısında sıkılan tabanca. Böyle bir yerde hayatımı nasıl koruyabilirim, kendinize sormanız gereken soru bu!

Kurulu düzeninizi bozmayın Mösyö, size yalvarıyorum! Öte yandan, bu gibi durumlarda, siz taşralıların şeytani yöntemlerini Hercule Poirot’dan daha iyi kim bilebilir? İnsan dikkatli olmalı, doğru ama eğer uygun önlemler alınırsa böyle bir tatilde muhteşem zaman geçirmek de mümkündür.

Ecoutez! Ben, Hercule Poirot size yol göstereceğim.

Eğer becerebilirseniz bütün yatak odalarından uzak durun – en tehlikeli yerlerdir. Ülkenizdeki ilk davamda, hani şu Styles’taki üzücü hadise, cinayet kadının yatak odasında işlendi. Zavallı Mrs. Inglediorp. Ne iyi kalpli bir kadındı. Ama kurbanların yalnızca ilkiydi. Yatağında öldürülen Cora Lansquenet’i, hani şu Cenazeden Sonra’daki biçare kadıncağızı nasıl unutabiliriz? Veya Koltuktaki Ölü’den Laura Welman ile Kapıyı Kim Vurdu’daki Miss Blanche?

Ah, siz İngilizler! Ne soğuksunuz. Benim memleketimden hangi taşralı Noel’de cinayet işlemeyi düşünür? Ama Simon Lee’nin işi yatak odasında bitirildi. Gerçekten de Tatilde Bir Cinayet! İsimler saymakla bitmez. Rosaleen, Celia, Pat yalnızca benim gördüklerim. Eğer edebiyattan çetele tutacak olursak durum hayretler uyandırıcı. Saygıdeğer Miss Marple tarafından çözülen Daktilodaki Parmak’taki Mona Symmington cinayeti; Sıfıra Doğru’da Lady Tressilian; Çarpık Ev’den M. Leonides, bunlardan yalnızca birkaçı.

Olayı kavradınız mı? Bon. Yatak odalarından kaçınınız.

Şimdi, salonlarda ve oturma odalarında da dikkatli olun. Neden mi diye soruyorsunuz? Anlatacağım mon ami. Briç Masasında Cinayet’ten M. Shaitane’yi hatırlıyor musunuz? En sevdiği koltukta sessizce otururken, birden –voila– ölüverir, hem de bıçaklanarak. Ne kadar hazin. Saatler’deki salonu anımsayın, hani zavallı kurbanın öldüğü yer. Ya Mrs. McGinty, sıradan bir kulübe, sıradan bir salon – hiçbir koruma yok. Ee, Mrs. McGinty’nin öldüğünü hepimiz biliyoruz, değil mi?

İnsan kütüphanelerde ihtiyatı elden bırakmamalı. Miss Marple’in Kütüphanedeki Ceset’ini kim unutabilir? Zavallı kadıncağız kitapların arasında mütemadiyyen cesetler bulup durdu. Albay Protheroe, tamam çok hoş biri değildi ama buna rağmen, Ölüm Çığlığı’nda kütüphanede öldürülmesi?! Son derece yakışıksızdı. Her ne yaparsanız yapın, asla kütüphanede çay içmeyin. Porsuk Ağacında Cinayet’den Adele Fortescue ve yarısı yenmiş çöreğini hatırlayın lütfen.

Akşam yemeklerinde tetikte olmayı kesinlikle bırakmayın, yalvarırım size. Ne yiyip içtiğinize dikkat edin. Asla ama asla yatmadan önce uyku ilacı veya bir fincan sıcak çikolata istemeyin, siz İngilizlerin deyimiyle belayı çağırmış olursunuz. Bu gibi durumlarda neredeyse her zaman birileri, birilerini zehirlemeye calışır. Hizmetlilerin nasıl olduklarını ise söylememe gerek var mı, bir fincan rahatlıkla başkasınınkiyle karıştırılabilir.

Öylelerini biliyorum ki, böyle bir haftasonunda yanlarında kendi yiyeceklerini götürür ve odalarında kilit altında tutarlar. Evsahiplerine belki bir fincan papatya çayı için güvenirler ama çok nadir. Biraz abartı mı dediniz? Muhtemelen. Eh, insan kendisi yaşayıp görmeli, non?

Hiçbir koşulda, salonda, oturma odasında veya kütüphanede üç kişiden az insanla bulunmamaya dikkat edin. Buna rağmen güvenliğiniz garanti altında değil tabii. Dışarıya da çıkmamaya çalışın; Uğursuz Malikhane’de yüzme havuzunun yanındaki cesedi hatırlayın. Ya Cesetler Ağlamaz’da çimenlikte, Sonuncu Kurban’da kayıkhanede, Filler de Hatırlar’da kayalıklarda olanlar?..

Yola çıkarken, sizi götürecek tren konusunda dikkatli olmanızı söylememe gerek var mı? Örnek olarak karşımızda her zaman Rachette var, hani şu kaderiyle Doğu Ekspresi’nde karşılaşan kötü şöhretli adam. Ya Rudi Kettering? Mavi Trenin Esrarı’ndan hatırlarsınız elbette.

Gördüğünüz gibi Mösyö, bu taşrada bir haftasonu seyahati hiç de hafife alınacak bir şey değil. İngilizlerin kırsal yerlere olan tutkusunu çok iyi biliyorum ama doğrusunu isterseniz bunu anlamakta güçlük çekmiyor değilim. Tehlikeli böcekler, tahmin edilemez havalar, şu kocaman, cereyanlı odalar – aklıma geldikçe ürperiyorum. Ve tabii, o kasvetli tuğla yığınlarında, kelimenin gerçek anlamıyla tehlikeye atılan yaşamlara ne demeli!

Ben, şahsen Londra’yı tercih ederim. Fakat siz, sevgili bayım, bu macerada ısrar ediyorsanız eğer, size söyleyeceğim tek şey bonne chance olur.

Tüm içten dileklerimle,
HERCULE POIROT

Dick Riley – The Bedside, Bathtub & Armchair Companion to Agatha Christie