Nero Wolfe’un Kızı

Ülkemizde 80’li yıllarda Atlantis, uzunca bir süredir de orjinal seriye sadık kalarak Martin Mystere adı ile yayınlanan İtalyan çizgi roman serisinden bir anekdot, Nero Wolfe’un kızı ile ilgili.

İlk kez Rex Stout’un “Over My Dead Body” romanında arz-ı endam eden Carla, Wolfe’un evlatlığı aslında.

Kaynak : Martin Mystere Dev Albüm 8 / Şeffaf Gölgelerin Sırrı, Oğlak Maceraperest Çizgiler, 2003

Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Maceraları

Geç olsun da güç olmasın: Roman Kahramanları dergisinin Temmuz sayısında Seyfettin Efendi’nin altı sayfalık yeni macerası yayınlandı. Maceranın adı “Bir cinayet soruşturması” Adı üstünde bizlerin de ilgisini çekecek bir soruşturma öyküsü. En kısa sürede kendi özel albümlerinin de basılmasını arzu ettiğimiz Seyfettin Efendi’yi Devrim Kunter’in tanıtım yazısıyla Cinairoman takipçilerine tanıtıyoruz :

 

Seyfettin efendi ve olağanüstü maceraları 1920’lerin Türkiye Cumhuriyet’inde geçen fantastik-bilimkurgu öğelerini barındıran bir çizgi roman serisidir.

Seyfettin efendi ve olağanüstü maceralarında İfşa-i Sır Teşkilatı üyeleri Türkiye’nin çeşitli bölgelerine yolculuk ederek hem gizemleri çözecekler, hem de karanlık güçlerin yönettiği iç ve dış düşmanlarla mücadele edecekler.

Kısa Özgeçmiş:

Seyfettin efendi (Sonradan Gönenli soyadını almıştır), 1884’de Gönen’de doğdu. Küçüklüğünden beri okumaya ve tarihe meraklıydı. Kara Harp Okulundan (o zamanki ismiyle Mekteb-i Harbiye-i Şahâne) disiplinsizliği ve ukalalığı yüzünden atılmak üzereyken “Sınıf-ı müstacele” denilen bir hakla mezun oldu.

Balkan savaşları sırasında Yanya Kuşatmasında esir düştü, esaret altında sonradan en yakın arkadaşı olan Doktor Aziz’le tanıştı.

Sonrasında İstanbul’a döndü ve çeşitli dergilerde ve gazetelerde hikaye ve makaleler yazmaya başladı. İstanbul işgal altındayken sözün bittiği noktaya gelindiğini anladı ve harekete geçmeye karar verdi. İstanbul’da tanınmış bir kişi olduğundan şehirden çıkamıyordu. Bu sebeple sahte bir cenaze merasimi düzenleyerek geçmişini bir kenara bıraktı ve İstiklal harbi süresince gerek İstanbul’da gerek Anadolu’nun bir çok şehrinde görev aldı.

1925 yılında Osman Paşa’nın emrine girerek İfşâ-yi sırr teşkilatını kurmak üzere görevlendirildi. Seyfettin efendi gizemli ve garip olayları çözmek için kurulan bu teşkilata ilk olarak yakın arkadaşı Doktor Aziz’i aldı. Dr. Aziz Adli Tıp Müessesesi Kuruluşunda, Müşehadehane (Gözlem) Müdürlüğü yapmış değerli bir doktordur. Ayrıca Seyfettin Efendi’nin sahte ölüm belgelerini düzenleyen kişidir.

Ekibe katılan ikinci kişi Seyfettin efendi’nin “İncili Hoca” olayında karşılaştığı Pehlivan İsmail’dir. Neredeyse iki metreye varan boyu ve yüz on okkalık (yüz kırk kilo) cüssesiyle görünümüyle bile gücü kuvveti hakkında fikir veren İsmail’in e büyük hayali kırkpınar başpehlivanı olmaksa da güreş etmeye tövbe etmiştir.

Osman paşa ekibe ayrıca Ahmet Esat’ın katılması için ısrar etmiştir, çok iyi ingilizce bilen ve İstiklal harbi sırasında casusluk yapan Ahmet Esat hem bilgi toplama hem de kılık değiştirme konusunda ustadır.

Son olarak ekibin teknolojik ihtiyaçlarını karşılamak üzere Çilingir Hamza düşünülmüştür fakat beklenmedik vefatı yüzünden Osman paşanın itirazlarına rağmen Avrupa’da mühendislik okumuş kızı Münevver hanım teşkilata girmiştir.

Örnek sayfalar: 1234567

Blog : http://seyfettinefendi.blogspot.com/

Çiçekçinin Ölümü – Ahmet Ümit, İsmail Gülgeç / A. Ömer Türkeş

Yaratılmasının üzerinden çokça zaman geçmesine rağmen Ahmet Ümit’in Başkomser Nevzat’ı popülerliğini yeni yeni kazanıyor. Komiser ve yardımcısı Ali’nin serüvenleri Yeni Yüzyıl gazetesinde başlamış, Ahmet Ümit’in hikaye kitabı Şeytan Ayrıntıda Gizlidir’de sürmüştü. Sonra iki ayrı TV dizisine transfer oldu kahramanlarımız; Komiser Navzat, Karanlıkta Koşanlar’da Uğur Yücel, Şeytan Ayrıntıda Gizlidir’de Çetin Tekindor tarafından canlandırıldı. Ve son olarak İsmail Gülgeç tarafından çizgileniyor.

Kısa bir özetle başlayalım: İstanbul’un meşhur mekanlarından Abanoz Sokak’ta bir çiçekçi dükkanında bıçaklanarak öldürülmüştür. İlk bakışta arkasında mafyatik ilişkiler olduğunu düşündüren cinayet, Nevzat ve ekibini İstanbul’un karanlık sokaklarında dolaştıracaktır. Gece kulübü sahiplerinden Yüksekkaldırım’ın yorgun kadınlarına, pahalı travestilerden zengin iş adamlarına kadar pek çok kişiyi sorgular Komiser Nevzat. Bir kez daha hayatın sillesini yemiş, düşmüş, bir yerlere tutunmaya çalışan insanlarla karşılaşır. Katil de onlardan birdir. Ve elbette olayı çözümlemek Nevzat komiseri sevindirmeyecektir…

Çiçekçinin Ölümü, “katil kim” sorusu etrafında kurgulanmış polisiye bir hikaye. Ancak polisiye kurgu işin bahanesi. Özellikle bu çizgilendirilmiş halinde asıl öne çıkan İstanbul’dan insan manzaraları, daha doğrusu insani dramlar. Canlandırılan hemen herkesin hayatı geçmişlerindeki travmatik yaşanmışlıklarının izlerini taşıyor. Cinayet Masası Başkomiseri Nevzat ve yardımcısı Ali’nin geçmişleri de diğerlerinden farksız.

Her daim sert ve öfkeli Ali’yi çözümsüz gönül ilişkileriyle bir kenara bırakarak asıl kahramanımızdan söz edeceğim: Komiser Nevzat da Remzi Ünal gibi insani özellikleriyle canlandırılmış bir detektif tiplemesi. Analitik çözümlemelerden ziyade hayat deneyimlerine güveniyor. Yoksulluğun, eşitsizliğin, renkli ışıkların arkasına saklanmış batakhanelerin, kıstırılmış ve çaresiz insanların, onları bir anda hiç planlamamışken suça iten basit nedenlerin farkında. Katil, hırsız, orospu, pezevenk ya da saygın iş adamı, karşısına çıkan her kim olursa olsun ayırd etmeyen, onu anlamaya, ona yardımcı olmaya çalışan, bu nedenle tekilatta ve alemlerde sevilen bir adam o! Biraz “feylosof” bir havası, sürekli yorgun, hatta bezgin bir görünüşü var. Doğrusu Komiser Maigret’i andırdığını söylemeliyim; hele ki bu çizgi roman kahramanı haliyle…

Her şey iyi hoş da, bütün bu olumlu özellikler Komiser Nevzat’ı kelimenin diğer anlamıyla “karton” kılıyor. Nevzat’ın yabancı meslektaşı Maigret’den çok İstanbul’un aynı mekanlarına verdiği hizmetlerle ünlenen Hortum Süleyman’a benzemesi gerekmez miydi? Siz hiç rastladınız mı Nevzat gibi bir komisere. Ben rastlamadım. Tıpkı İsmail Gülgeç’in söylediği gibi; “yaşamda öyle bir polisin olduğunu, olabileceğini sanmıyorum, olsa da bunun kahraman olması sıfır ihtimal”. Ama haksızlık etmeyelim, eleştriyi siyasallaştırmayalım; okuduğumuz en nihayetinde çizgilenmiş bir polisiye hikaye. Üstelik hikaye ile çizginin buluşmasından çıkan sonuç da gayet başarılı.

İsmail Gülgeç, senaryo olarak yararlanmış Ahmet Ümit’in aynı adlı hikayesinden. Kısa bir hikayede eksik olan mekan tasvirleri ve detay çizimleri Gülgeç’in katkısı. Bu sayede okuyucu olarak olayların geçtiği dünyanın atmosferine girebiliyoruz. Öyleyse bir kıssadan hisse çıkaralım; polisiye yazarları gerektiğinde ince ayrıntılara kadar uzanan mekan ve insan tasvirlerini hiç unutmamalılar.

Çiçekçinin Ölümü, ilk bakışta Fransız çizerlerin fırçalarından çıkan detektif çizgi romanlarını hatırlatıyor. Severek okudum. Ama Gülgeç’in çizgisinin karikatüre yakın durmasından kaynaklanan abartılı insan figürlerini aynı ölçüde sevmesem de serinin yeni maceralarını heyecanla bekliyorum.

Turhan Selçuk / Allahabad Elması

Çiz be Turhan kara günün bağrını
Kanata kanata çiz bıçak bıçak
Çiz yiğidim çizeceğin her çizgi
Sosyalizmin açık yolu olacak

Aşık İhsani

11 Mart’ta hayata gözlerini yumdu Turhan Selçuk; vasiyeti üzerine Bektaşi Çilehanesi mezarlığına gömüldü. Aşağılık, çıkarcı, düzenbaz, gününü gün etme heveslisi, anasının gözü, babasının bilmemnesi, hacıyatmaz, düşmez kalkmaz, yuvarlanır ama gitmez, çekilmez, hinoğlu hin Gözlüklü Sami’lere, Sürmegöz İhsan’lara, Ebu Cehil Kadri Kadrettin’lere, Mollaçapkınlarına, Hergeleci Tefo’lara da gün doğdu böylece. Abdülcanbaz’ın bir macerasında görülür, üstadın yaşadığımız yıllara ait öngörüsü karamsardı:

Yıl 2009, Manzara-i Umumiye: Çok sesli, çok renkli, takkeli makkeli ikinci cumhur gerçekleştirilmiş, 12 Eylül anayasasındaki “Laik” kelimesi “Layık” olarak değiştirilmiş ve 31. maddeyle Atatürkçülük yasaklanmış, tüm devrimleri iptal edilmiştir. Reis-i cumhur İbadullah bin Karakafa efendidir.

Üstat, arefesinde öldü bir anayasa değişikliğinin. Öldüğü yıl, 2010 yılı için öngörüsüne de bir bakın:

Öte yandan ilginç bir adam da yaşar, bu kentin bir köşesinde. İnsan sevgisiyle dolu aydın kafası, devrimci karakteri, aklı, zekası, sağduyusu onu halkın bir numaralı sevgilisi haline getirmiştir. Bu özellikleri ünlü osmanlı tokadıyla da birleşince…

Ey akılân! Ey gafilân! Ey filanın oğlu filan!

der, tokadı basar Abdülcanbaz; kötülere karşı iyiliğin, çıkara karşı insanca, hakça yaşamanın savaşını verir.

Turhan Selçuk kahramanlık ötesi kaba kuvvetten güç alan, yozlaşmış bir çizgiroman türünden ayırıp arıtmak istediği Abdülcanbaz’ı, 1957 yılında Milliyet gazetesinde Abdi İpekçi’nin ısrarı üzerine yaratır. Aziz Nesin’in yazarlığını üstlendiği ilk Abdülcanbaz, devrimci, iyilik timsali, çelik iradeli tiplemenin tam zıddı, dalavereci bir turist rehberidir. Abdülcanbaz Aziz Nesin’e cismini değilse de, ismini borçludur. Tek bir öyküden sonra Nesin, yazarlığı Rıfat Ilgaz’a devreder. Ilgaz gazetede yayınlanan dizinin temposuna ayak uyduramayınca, Turhan Selçuk hem çizmeye, hem de yazmaya başlar Abdülcanbaz’ı. Bugün bildiğimiz Abdülcanbaz, Turhan Selçuk’un Abdülcanbaz’ı, işte böyle başlar 32 kısım tekmili birden, harikulade serüvenlerine.

Selçuk’u bu serüvenlerden, Abdülcanbaz’ın Arsen Lüpen’e de Osmanlı tokadını indirdiği Allahabad Elması ile anmak istedik.

Ünlü ve soylu hırsız Arsen Lüpen Allahabad’ı tekrar çalmak istedi mi, ya da çaldı mı? Burası belli değil. Zira onun serüvenlerini kaleme alan Möris Löblan, ne Allahabad yenilgisinden, ne de Abdülcanbaz’dan hiç söz etmemiştir. Hayranı olduğu Lüpen’i küçük düşürmemek için mi? Yoksa okurlarının üzüleceğini düşünerek mi bu olayı gizlemiştir bilmiyoruz. Kimbilir? Belki de başka bir nedeni vardı Löblan’ın. Ne olursa olsun, sonuçta Lüpen, güzel sevgilisi Anet Lambal’a Allahabad’ı armağan edemedi. Ama gerçekler gizli kalmıyor, bir yıl da, elli yıl da, yüz yıl da geçse bir gün aydınlanıyor herşey; ve olumluysa alkışlanıyor, olumsuzsa lanetleniyor kişiler.


Mon Ami Megre

 

1. Simenon üzerine

a. Himmetini Ali tutanlar / Sayılar

İnternet’te, islami bir sitede, Himmetini Ali Tutanlar başlığı altında, bir insanın azmettiği takdirde neler yapabileceğine örnekler verilmiş. Örnekler arasında Georges Simenon’u görüyoruz. Deniyor ki yazar, hayatı boyunca 500’ün üzerinde eser vermiş; Maigret adlı romanını 6 günde tamamlamıştır.

‘Azimli yazar’ Georges Simenon, gerçekte 400’ün üzerinde yapıt vermiş: kendi adıyla yayımladığı 193 roman, onsekiz farklı takma isimle verdiği 200’ün üzerinde roman, özyaşamöyküsel yapıtlarını da sayarsanız dört yüzü geçiyor. ’72 tarihli bir UNESCO araştırmasına göre, Lenin’in ardından, yapıtları en çok dile çevrilen ikinci yazar olmak gibi bir özelliği var; ayrıca okur sayısı olarak 500 milyon gibi bir rakam telaffuz ediliyor. Üretim hızına gelince, altı gün değil, bir günde tamamladığı roman dahi vardır.

Bu şaşırtıcı rakamlara bir ilave daha yapmak gerekir: 1977 yılında verdiği bir ropörtajda Simenon, o tarihe dek 10,000 kadınla birlikte olduğunu açıklamış, dünya çapında birçok gazeteye haber olmuştu. Fakat bu durumu, yazarın himmetini Ali tutmasıyla açıklamak uygunsuz olurdu..

b. Yaşamöyküsü / Tarihler

Sanırım birçok kişi için sıkıcı bir kısım; kısa tutmaya çalışacağım.

Simenon 1903’te Liege’de doğdu. Bir ve sekiz yaşlarındayken ailesi adres değiştirdi; ama elli yaşına dek Simenon 26 ayrı evde yaşayacaktır, o yüzden üzerinde durmaya değmez. 1918’de babasının kalp krizini bahane ederek okulu bırakıp Liege gazetesinde çalışmaya başladı.

1921’de ilk romanı yayınlandı, bir sene sonra şansını Paris’te denemeye karar verdi. 1923 yılında Tigy ile evlendi. Aynı sene Le Matin editörü olan Colette’i öykülerini yayınlamaya ikna edişi onun için bir dönüm noktasıdır. Takip eden yıllarda farklı isimler altında birçok aşk, macera ve polisiye öyküsü yayınlattı.

1929 Eylül’ünde Delfzijl’de Komiser Maigret tiplemesini yarattı. İki sene sonra ilk gerçek Maigret romanı yayınlandı: Pietr-le-Letton. Bu, aynı zamanda kendi adıyla yayınlanan ilk romanı idi. Maigret’den sonra Simenon, kendi deyimiyle hiç aç kalmadı.

1933’te İstanbul’a geldi; Büyükada’da sürgün hayatı yaşayan Troçki ile Paris-soir için ropörtaj yaptı. Aynı yıl, Maigret romanları yazmayı bırakmaya karar verdi, kendini edebiyatta kanıtlamak istiyordu. 38’de, on yıl içinde Nobel ödülünü kazanacağını iddia etti. 1939’da, ilk oğlu Marc Simenon dünyaya geldi.

1940’ta, orduya yazılmaya karar vedi, ancak onun yerine, La Rochelle’deki mülteci kampı komiseri olarak görevlendirildi. Aynı sene doktoru yanlış bir teşhis sonucu en çok iki yıllık bir ömrü kaldığını bildirdi.

1945’te Kanada’ya yerleşti. Sekreter olarak Denise’i tuttu, ve onunla ilişkiye girdi. 49’da Denise’in hamile kaldığını öğrenince Tigy’den ayrıldı. Aynı yıl ikinci oğlu John doğdu.

50’li yılların ilk yarısını, Denise ile beraber yerleştikleri Shadow Rock çiftliğinde geçirdi. Tek kızı Marie-Jo 1953’te, üçüncü oğlu Pierre ise 1959 yılında doğdu.

Simenon, 1961’de hizmetçi olarak işe aldıkları Teresa ile de kısa zamanda ilişkiye girdi. Sonraki yıllarda önce Denise, ardından da 13 yaşındaki Marie-Jo psikiyatrik tedavi görmeye başladılar.

1972 yılında son Maigret’sini tamamlamasının ardından, yazarlık yaşamına son verdiğini duyurdu. 1974’te Teresa ve Pierre ile yaşamaya başladı. 1978’te Marie-Jo’nun intiharı üzerine, kızına hitaben Intimate Memoirs’i kaleme aldı. Oğulları, 4 Eylül 1989’daki ölümünü radyodan haber aldılar.

2. Maigret Üzerine

a. Anla, ama Yargılama!

ex libris1963 yılında verdiği bir söyleşide Simenon, “Polisin de genelde, suçlu ile aynı mahallede doğmuş olduğunu unutmayın.” der, “Suçlu ile benzer bir çocukluk geçirmiş, aynı dükkandan şekerleme aşırmıştır… İçten içe, polis suçluyu anlar, çünkü çok kolaylıkla kendisi de onun gibi olabilirdi.”

Maigret’nin dünyasında suçlu, soğukkanlılıkla cinayet işleyen bir caniden ziyade, hayatın akışının kurbanı olmuş sıradan biridir. Maigret’ye gelince, onun tüm çabası, suçlunun dünyasına girebilmek, onu anlamak, insani yanını ortaya çıkarmak üzeredir, belki de yazgısının yükünü onunla paylaşmak için.

Suçluyu, rakibini tanımak ister. Soruşturma süresince motivasyonu budur, büyük ölçüde yöntemi de budur. Maigret tuzak kuruyor’da, soruşturma boyunca nasıl biri olduğunu merak ettiği katili tuzağa düşürdüğünde şöyle seslenir ona: “Siz bir insansınız!”

Simenon’un kitap damgası (ex libris) üzerinde şu sözler yer alır: “Anla, ve yargılama!” Boşuna değildir bu; yazar bütün hayatını insan yaradılışını tanımaya adamıştır. Kendisini, romanlarındakine benzer bir trajedinin kurbanı olmadığı için şanslı sayar.

b. Maigret’nin yüzü

Maigret’nin yüzü yoktur, hiçbir Maigret romanında yüzünün bir tarifine rastlamayız. “Hala yüzünün neye benzediğini bilmiyorum” der Simenon, “sadece onu görüyor ve varolduğunu biliyorum”

c. Maigret ve Simenon

Maigret’nin yüzü yerine belki de Simenon’unkini koymak gerekir. İlk Maigret’ler değilse bile sonrakiler, kahramanın giderek yaratıcısına daha çok şey borçlu olduğu eserlerdir. Simenon, Maigret ile birlikte insan yaradılışına kafa yormuş; Maigret’den sonra tanımak, ama yargılamamayı öğrendiğini bir söyleşisinde açıkça belirtmiştir.

Yine bir söyleşide Simenon, Maigret’nin çocuk sahibi olmayışını, o romanları yazarken kendisinin de çocuk yapmamış olmasına bağlamıştır.

Maigret, yazarından bir miktar daha yaşlı olmakla beraber, babasının ölümü nedeniyle okuldan ayrılıp, Paris’e yerleşen, Louise ile evlenip polis teşkilatına katılan bir taşralıdır; demek ki yaşamöyküsü de Simenon’unkiyle birçok benzerlik taşımaktadır.

3. Türkçe’de Simenon

a. Liste

Simenon Türkçe’ye pek az yazara nasip olacak denli ünlü çevirmenler tarafından kazandırılmıştır: Oktay Akbal, Oktay Rifat, Sait Faik, Bilge Karasu, Çetin Altan, Erhan Bener, Eşfak Aykaç, Tahsin Yücel, Cihad Baban, Nurullah Ataç, ve tabii ki, Hayalet Oğuz..

Eserlerin yayınlanması, benim bulabildiğim kadarıyla 1944 yılına dayanıyor. Özellikle 40’lı ve 50’li yıllarda çeşitli gazetelerde tefrika edilen çeviriler, ve bu çevirilerin kitap olarak basılması ile, 70’li yılların başına dek, tüm külliyatın yarısından fazlası oluşuyor. Sonrasında, Nisan yayınlarının başarılı Simenon serisine dek bir duraklama var.

Ben burada, eserlerin orijinal yayın tarihlerine göre bir sıralama yapacağım. Her bir kitap adının yanında, parantez içinde orijinal basım tarihinin ardından, Tükçe’de hangi yayınevleri tarafından kaç yılında basıldığı bilgisi yer alıyor.

1930 tarihli Detective dergilerinden iki adet Georges Sim öyküsü ile başlayacağız: Sorgu yargıcı Mösyö Froget’in (Dilimize Forget diye geçmiş) Flamanlar ve Ziliouk öyküleri, 54 yılında Aydabir Polis Romanları serisinden basılan öykü derlemesi Gece Gelen Adam’da yer bulmuş. Mösyö Froget öyküleri, Detective dergisinin her bir sayısında, finali hariç tutularak basılır; okuyucu, öykünün finalini tahmin etmeye davet edilirdi. Final ise bir sonraki sayıda yer alırdı.

Toplamı 19’u bulan savaş öncesi Maigret’lerden 6’sı çevrilmiş dilimize: Üç Dul Kavşağı (31, Nisan 96), Sarı Köpek (31, Metis 90), Hollanda’da bir Cinayet (31, Nisan 95), Ormandaki Deli (32, Dost 63, Nisan 95), Cinayetler Limanı (32, Altın 71), Flamanların Evinde (32, Nisan 92)

Simenon, 34 yılında Maigret romanlarına sekiz yıllık bir ara verip, kendi deyimiyle ağır romanlarına zaman ayırıyor. Bu dönemin onbir ağır romanı dilimize çevrilmiş:

Karşı Penceredeki İnsanlar (33, Hürriyet 62), Kanaldaki Ev (33, Varlık 59, Koç 2003), Kiralık Oda (34, Seçilmiş Hikayeler 59), Eminönü’nde Avrenos Meyhanesi (35, Yılmaz 91), Pranga Kaçağı / Kaçak (36, Arif Bolat 44, Varlık 59, Nisan 95, Koç 2003), İsyan (Yüksel 44), Kaatil / Katil (37, Varlık 56, Nisan 97, Koç 2003), Şehvet Kasırgası – Öldüren Aşk (37, Ekicigil 54), Yaşamak Hırsı (38, İstanbul 54, Bilgi 85), Yedi Kızlar (41, Varlık 60), Cardinaud’un bir haftası (42, Nisan 92)

Savaş sonrası dönemin romanları ise, üçü kısa hikaye olmakla birlikte, Türkçe’de 22 adede erişiyor:

Hakimin Evi (42, Nisan 92), Maigret’nin yeni soruşturmaları (44, Nisan 99), Polis müfettişi Kadavra (44, Dost 60), Ölen kimdi yaşayan kim (46, Yalçın 69), Onu Gördünüz mü (46, Yalçın 70), Manhattan’da üç oda / Gerçek aşk (47, Milliyet 72, Nil 72), Ölümle Saklambaç (48, Dost 63), Maigret Arizona’da (49, Nisan 92), Öldü mü (49, Aydın Güler 62), Ölüm kalım savaşı (51, Hayat 67), Bella’nın Ölümü (52, Karacan 81, Metis 93), Üç Kardeştiler (52, Ceylan 62), Mösyö Büve Öldü (52, Akba 65) Maigret korkuyor (53, Sungur 86), Kırmızı Işıklar (53, Varlık 64), Kapanmamış Hesap (54, 3 Maymunlar 63), Maigret tuzak kuruyor (55, İnkılap 71), Maigret ve ihtiyarlar (60, Nisan 93), Küçük köpekli adam (64, Nisan 96), Venedik treni (65, Nisan 93), Kedi (67, Nisan 93), Maigret ve muhbir (71, Sungur 86)

Kitap baskısı yapılmamış birkaç tefrikayı da sayarsak, toplamı 40’ın biraz üzerinde Simenon romanının dilimize çevrilmiş olduğu ortaya çıkar.

b. Değinmeler

Bütün bu Simenon romanları arasında birkaçından bahsetmek yerinde olacak:

Üç Dul Kavşağı (La nuit du carrefour), Sarı Köpek (Le Chien jaune) ve Ormandaki Deli (Le Fou de Bergerac) ilk dönem Maigret’leri arasında en başarılı olanlardır. İlki Jean Renoir, ikincisi ise Jean Tarride tarafından 1932 yılında filme alınmışlar..

Karşı Penceredeki İnsanlar (Les gens d’en face), Türkiye’nin Batum konsolosluğu görevine atanmış Adil Bey’in öyküsünü anlatan bir romandır. Türkiye gezisinin bir diğer meyvesi de Eminönü’nde Avrenos Meyhanesi. (Les clients d’avernos) Bu roman da, 96 yılında Fransız televizyonu tarafından filme alındı; Menderes Samancılar ve Mahir Günşıray gibi isimler rol aldılar; ayrıntılı bilgiyi İstanbul dergisinin 10. sayısında bulabilirsiniz.

Manhattan’da Üç Oda, Simenon’un Denise ile ilişkiye girdiği dönemde yazdığı bir aşk öyküsü. 50’li yıllarda Oktay Akbal çevirisi ile tefrika edildikten yıllar sonra, hem bu çeviri, hem de Gerçek Aşk adı altında başka bir çeviri aynı yıl, 1971’de kitap olarak basıldı. İlki Milliyet’in Kara Dizi’sinde, ikincisi ise Nil yayınlarının aşk romanları dizisinde yer buldu.

Kapanmamış Hesap, Nurullah Ataç çevirisi ile okuduğumuz Kiralık Oda’nın devamı niteliğindedir. Bu ikisi, Simenon’un kanımca başyapıtlarından birini oluşturan güzel bir psikolojik gerilim öyküsüdür.

Son olarak, Nisan yayınları dizisinde yer alan Kedi, Jean Gabin’li Deferre filmi de büyük başarıya ulaşmış olan, kalburüstü Simenon’lardan biridir.

4. Maigret’nin Yüzü

a. Sinema / TV

İlk Maigret romanlarının basılmasından bir yıl sonrasından bugüne, sinema ve TV filmlerinde, Maigret birçok farklı aktör tarafından canlandırıldı.

1932 tarihli Jean Renoir filmi La nuit du Carrefour’da, Maigret rolünü, ünlü yönetmenin ağabeyi Pierre Renoir üstlendi. Aynı sene Jean Tarride ise, Le Chien Jaune’de babası Abel Tarride’ye verdi bu rolü. 33 yılında çekilen La Tête d’un homme’da Maigret rolündeki Harry Baur, yönetmen Julien Duvivier ile bir akrabalığı olmayan, yahudi asıllı bir aktördür. Baur 43 yılında gestapo tarafından işkence edilerek öldürüldü.

Ardından 1943-45 yıllarında, Albert Préjean’ın oynadığı 3 film var: Picpus, Cécile est morte ve Les Caves du Majestic. İşgal yıllarının Paris’inde Naziler tarafından kurulmuş olan International firması yapımcılığı ile çekilen bu filmlere Simenon’un izin vermiş olması çok eleştirildi.

1950 yılında, Charles Laughton’u Maigret rolünde görüyoruz: The Man on the Eiffel Tower. Listemizdeki ilk renkli film olmasının yanısıra, ilk Amerikan Maigret’si olması bakımından da ilginçtir. 1952 yılında Das Brelan adlı bir polisiye dizinin bir bölümünde Maigret rolündeki Fransız bu sefer Michel Simon’du.

1958 yılında sinemanın kuşkusuz en ünlü Maigret’si Jean Gabin, Maigret tuzak kuruyor ile çıkıyor karşımıza. Bu filmi Maigret et l’affaire Saint-Fiacre ve Maigret voit rouge izliyor.

1960 yılında ilk İngiliz Maigret’si Rupert Davies, BBC’nin 4 yıl sürecek olan dizisinde ünlü komiseri canlandırdı. 1964’te bu sefer İtalya’dan, bir başka ünlü Maigret, Gino Cervi, tv dizisi ve ardından yirmiye yakın filmde rol aldı.

Jean Richard’lı yeni Fransız tv dizisi, 1967 yılından 1990’a dek sürdü. 1991’den bugüne dek yeni Fransız Maigret’si Bruno Cremer’dir; kendisi 50’nin üzerinde TV filminde rol almıştır. İngiltere’de ise, yine BBC’nin yakın tarihli Michael Gambon serileri var.

Simenon, Fransız Maigret’lerden en çok Michel Simon’u beğendiğini açıkladı; tek bir bölümde yer almış olmasına karşın. Jean Richard’ın Maigret’sinden ise nefret ediyordu. Ancak Simenon’un favorisi Rupert Davies idi.

b. Çizgi roman

i. Opera Mundi

opera mundiOpera Mundi, Amerika’da William Hearst’ın King Features ile kazandığı başarıyı, Fransa’da yakalamayı hedefleyen bir ajanstı. 1928 yılında Paul Winckler tarafından kuruldu, ve King Features ürünlerinin Fransa’daki yayın haklarını almakla işe başladı. 1934 tarihli Journal de Mickey dergisi ile, Winckler Fransız çizgiromanına Amerikan tarzının ithali ile bir devrim yarattı.

İkinci dünya savaşının ardından, bugün Fransa-Belçika akımı, veya frankofon dendiğinde aklımıza gelen kahramanları görüyoruz: Tenten, Sipru, Red Kit, Küçük Prens vb.

Bu dönem, aynı zamanda Simenon’un da en bereketli yıllarıdır: Yazar Amerika’da yerleştiği Shadow Rock çiftliğinde hayatının en huzurlu yıllarını geçirirken, kitaplarının satışı da dünya çapında üç milyonu aşmıştı.

1950 – 1953 yılları arasında Opera Mundi’nin önde gelen çizerlerinden Jacques Blondeau, Simenon’un önce iki hikayesini, ardından ondört Maigret romanını bant biçiminde üretti.

Önce 1950 yılında Le Petit Docteur (Küçük Doktor) adlı hikaye 174 bant olarak, bir yıl sonra ise, Parisien libéré gazetesi için, l’agence O (Ajans O) 60 bant olarak üretildi. Bu iki seriden bu yana, Simenon’un Maigret’siz hiçbir yapıtı çizgiromana uyarlanmadı.

Ardından Samedi Soir için çizilen Maigret’ler geldi:

Le chien jaune (Sarı Köpek), le port des brumes (Liman Şefinin Ölümü), la pipe de Maigret (Maigret’nin Piposu), l’amie de Mmme Maigret (Madam Maigret’nin Arkadaşı), Maigret au Picratt’s (Maigret Montmarte’da), Maigret en vacances (Maigret Tatilde), Maigret en meublé (Maigret Oda Tutuyor), Maigret Lognon et les gangsters (Maigret Gangsterlere Karşı), Maigret et la vieille dame (Maigret ve İhtiyar Kadın), Maigret se trompe (Maigret’nin Hatası), Maigret et la guinguette (Maigret Kır kahvesinde), le révolver de Maigret (Maigret’nin Silahı), Maigret et la jeune morte (Maigret ve Ölü Kız) ve son olarak, Maigret tend un piège (Maigret Tuzak Kuruyor)

Bunlardan en azından üçü, Cumhuriyet gazetesinde 1950-56 yıllarında yayınlandı:

  • Meş’um Elmaslar (l’amie de Mmme Maigret)

  • Gangsterler Yatağı (Maigret Lognon et les gangsters)

  • Çalınan Tabanca (le révolver de Maigret)

Diğerlerinin Türkçe’de yayınlanıp yayınlanmadığına dair bir bilgim yok.

ii. LeFrancq Edisyonları

Blondeau’nun çizgi bantlarından sonra, Simenon’un ölümüne dek, bilinen bir çizgiroman uyarlaması yok.

Nihayet 1992 – 1997 yılları arasında Fransız LeFrancq / Le Rocher yayınevi tarafından 5 Maigret albümü yayınlandı :

  • Maigret et son mort (Maigret ve ölüsü)

  • Maigret tend un piège (Maigret Tuzak Kuruyor)

  • Maigret chez les Flamands (Maigret Flamanlar Arasında)

  • Maigret et la danseuse du Gai Moulin (Maigret ve Gai Moulin Dansçısı)

  • Maigret et le corps sans tête (Maigret ve Başsız Ceset)

Beş albümün tamamının senaryosu Odile Reynaud’a ait. Flamanlar Arasında ve Başsız Ceset öykülerinin çizimi Frank Brichau’ya ait. Diğer üçünde ise çizimler Philippe Wurm’un.

LeFrancq imzasıyla aynı yıllarda yayınlanan detektif çizgiromanları 5 Maigret albümü ile sınırlı değildi; BDetective adlı bir seri içerisinde onlarca Sherlock Holmes, Fantomas, Edgar Wallace, Mr Wens ve Agatha Christie albümü yayınladılar.

İnkılap yayınları’nın 1994 yılında bu külliyatı Türkçe’ye kazandırma uğraşı, 1996’da seriden vazgeçildiğinde sekiz albüme ulaşmıştı. Seride şu albümler yer aldı:

  • Sherlock Holmes / Kırmızı Sülük

  • Mr. Wens / Altı Ölü Adam

  • Sherlock Holmes / Baskervillerin Köpeği

  • Sherlock Holmes / Metal Değnek

  • Maigret ve Esrarengiz Ölü

  • Arsene Lupin / Kristal Tapa

  • Mr Wens / Yüzü Olmayan Adam

  • Agatha Christie / Şark Ekspresinde Cinayet

Bir yıl sonra, bu sefer Doğan Medya kalın ciltli bir Agatha Christie Koleksiyonu’na başladı. Yine LeFrancq edisyonlarından seçilmiş olan albümler yayınlandı.

1999 yılında ise Milliyet gazetesi, LeFrancq çizgiromanlarını ek olarak vermeye başladı. Bu kağıt kapaklı basımlarda Agatha Christie’ler ve Maigret’ler de yer aldı.

Hakkı Devrim, Milliyet’in bu eklerle ilgili reklamını 14 Eylül 1999 tarihli Radikal’de aşağıdaki gibi aktarmış:

Milliyet, okurlarına Georges Simenon’un kitaplarını verecekmiş, ekranda reklamını gördüm, işittim.

İşitmez olaydım, neredeyse Simenon kadar ünlü Komiser Megre’nin (Maigret) adı “Magri” gibi bir şey olmuş. Reklamcılar arasında hiç mi Fransızca bilen kalmadı?

Bu dikkatsizlik bir yana Simenon okumak bir ayrıcalıktır, tavsiye ederim.

Böylece, LeFrancq Maigret’lerinden üçü dilimize kazandırılmış oldu: Philippe Wurm tarafından çizilmiş olanlar; yani Maigret ve Ölüsü, Maigret Tuzak Kuruyor, ve Maigret ve Gai-Moulin Dansçısı. İlki İnkılap yayınlarının 8 ciltlik Detektif ÇR serisinde Maigret ve Esrarengiz Ölü adı altında yayınlandı. Milliyet’in eklerinde her üçü de yayınlandı, ancak bu sefer Maigret ve Esrarengiz Ölü’nün adı Maigret ve Ölüsü olarak değişmişti.

Bu albümleri sahaflarda bulmak mümkün; ancak Gai-Moulin Dansçısı biraz daha zor bulunuyor. Aslında kendimizi şanslı sayabiliriz; zira albümler zaten az sayıda ülkede basıldı. Örneğin hiçbiri ingilizceye çevrilmedi. Detayları aşağıda zaten bulacaksınız.

Maigret ve Ölüsü

Maigret ve Ölüsü, herşeyden önce abuk bir isim. Aslında Paris’in bir meydanında bir arabadan, sarı bir Citroen’den bırakılan bir cesedin Maigret’nin başına kalması kastediliyor. Bu Maigret’nin ölüsüdür, çünkü öldürülmeden önce Maigret’ye defalarca telefon açıp koruma istemiş, ancak sürekli takip edildiği için kendisini koruyacak polis memurları ile buluşamaz ve korktuğu gibi cinayete kurban gider.

Soruşturma Maigret’nin karşısına, Fransa’ya kaçak olarak girip yerleşen Çeklerden oluşan bir cinayet örgütü çıkaracaktır.

Maigret ve Ölüsü, Simenon’un 1947 yılı Aralık ayında, kardeşi Christian Vietnam’da öldürüldükten bir ay sonra yazılmış bir romandır. 1963 yılında Ölümle Saklambaç adı ile Erhan Bener tarafından dilimize çevrilip, Dost yayınları tarafından yayınlandı. Çizgiromanı yedi dile çevrildi: Felemenkçe, Fince, Portekizce, İspanyolca, İtalyanca, Almanca ve Türkçe. Dilimizde iki ayrı başlık altında yayınlandığından yukarıda bahsetmiştim.

Maigret Tuzak Kuruyor

Kesinlikle en başarılı Maigret öykülerinden biri. Roman 1955 yılında Amerika’da yazılmış. İnkılap ve Aka yayınevi tarafından 1971 yılında Türkçe’ye kazandırılmış.

Bir seri katil, Montmarte’da kısa sürede beş kadını öldürmüştür. Kurbanların fiziksel benzerlikleri dışında bir ilişkileri olmayışı, herhangi bir ipucundan yoksun olan Maigret’yi bir oyun oynamaya zorlar. Maigret ve arkadaşları katile, yerel basını da alet ederek bir tuzak hazırlarlar.

Maigret, polis teşkilatından eski bir ahbabını, sanki seri katil yakalanmış gibi apar topar karakoldaki odasına götürür; saatlerce içeride kalıp, üstelik Dauphine birahanesinden sandviç ve bira getirtilince, koridorda bekleyen gazeteciler oyuna gelirler. Bir sonraki günün manşetleri, Maigret hiçbir bilgi vermemesine karşın, belki de Montmartre katilinin yakalanmış olduğunu duyuracak şekildedir. Böylece artık iş, seri katilin gururunu yenemeyip kendisini yakalatacak bir hata yapmasını beklemeye kalır.

Çizgiromanı, Portekizce hariç, ilk albümdekiyle aynı dillere çevrilmiş.

Maigret Flamanların Evinde

Çizgiromanı Türkçe’ye çevrilmemiş olan iki albümden ilki. Fransızca dışında sadece iki dilde, Felemenkçe ve Almanca olarak baskısı yapılmış.

1932’de basılmış olan ilk Maigret romanlarından biri. Bundan tam altmış yıl sonra, Nisan yayınları’nın Simenon dizisinin ilk kitabı olarak, Sosi Dolanoğlu’nun çevirisi ile yayınlandı. Halen kitabevlerinde bulabileceğiniz iyi bir Maigret romanı..

Maigret, karısının kuzeni aracılığı ile kendisinden yardım dileyen genç bir Flaman’ı, Anna Peeters’i geri çeviremez. Anna, Belçika sınırında ticaretle uğraşan Peeters ailesinin üç çocuğundan biridir. Ailenin tek oğlu Joseph, bir cinayetin faili olmakla suçlanmaktadır. İlişkiye girdiği ve bir de çocuk sahibi olduğu bir kızın kayboluşundan dolayı yargılanacaktır. Peeters’lar, oğullarının masumiyetini kanıtlakta Maigret’den medet umarlar. Bunun üzerine Maigret, Givet’ye gelir ve resmi yetkisi olmaksızın olayı soruşturmaya başlar.

Maigret ve Gai-Moulin Dansçısı

Bu sefer de, çizgiromanı çevrildiği halde, romanı Türkçe olarak basılmayan bir Maigret öyküsü. Flamanların Evinde gibi, 31 yılında yazılmış ilk romanlardan biri bu, Simenon’un 24 saat içerisinde başlayıp tamamladığı bir roman. Çizgiromanı, Felemenkçe haricinde sadece Türkçe’ye çevrilmiş.
Delfosse ve Chabot adında iki genç, müdavimi oldukları Gai-Moulin pavyonunu soymak için gece içeri girmeyi başardıklarında, pavyonda bir Yunanlının cesedi ile karşılaşırlar. Ertesi gün gazetelerde cesedin pavyonda değil, başka bir yerde bulunduğunu okurlar, ancak dertlerinin sona ermediğini anlamaları uzun sürmeyecektir. Geniş omuzlu, pardesülü, esrarengiz biri onları izlemektedir. Chabot’un aksine Delfosse zengin bir aileye mensuptur, amcasından aldığını söylediği yüklü miktarda paradan kurtulmak için Chabot’un yardımını ister. Chabot paradan kurtulmak isterken yakalanır, ve yunanlıyı öldürmek suçundan sorgulanmaya başlar. Chabot gerçek katilin kendisini izleyen adam olduğuna inanır, ve onun yakalanmasına yardımcı olur. Oysa bu kişi, Maigret’den başkası değildir.

Maigret ve Başsız Ceset

Serinin son albümü, ne roman, ne de çizgiroman olarak dilimize henüz çevrilmedi. Başsız Ceset, aynı Maigret Tuzak Kuruyor gibi, 55 yılında yazılmış. Çizgiromanın sadece Felemenkçeye çevirisi yapılmış.

Paris yakınlarında bir kanalda balıkçıların oltasına ardı ardına bir cesetin parçaları takılır. Tüm parçalar tamamlanır, cesetin başı hariç. Maigret olayı araştırmak için bölgeye gider. Telefon etmek için girdiği bir bistroda mekanın sahibi kadının kimi kaçamak yanıtları Maigret’yi kuşkulandırır. Kadının kocası Omer Callas bir iş için Poitiers tarafına gitmiştir ve kendisinden bir kaç gündür haber alınamıyordur. Maigret bistroya gidip gelmeleri sırasında kadının arasıra birlikte olduğu Antoine adında genç bir delikanlıyı ve Dieudonne adında eskiden beri aile dostu olan ve kadının resmen sevgilisi olan bir adamı fark eder.
Ceset incelemesinde bir apandist ameliyatı izine rastlanır. Karısı ve kızı, Omer Callas’ın da benzer bir ameliyat izi olduğunu doğrular. Ceset M. Callas’ındır.
Maigret Antoine ve Mme Callas’ı tutuklar, ama bir yandan da kendilerini hiç rahatsız etmeyen bu kocaya karşı bu ikisinin neden böyle bir şey yapmış olabileceğini düşünür.

iii. Nuit et Jour Edisyonları

LeFrancq haricinde tek bir Maigret albümü de, Nuit et Jour tarafından yayımlandı. Bu albümün senaryosu, 1966 tarihli Maigret romanı Maigret et l’affaire Nahour’dan (Maigret ve Nahour olayı) Camille Dulac tarafından uyarlanmış. Çizimler ise Rumeu’dan.

Çizer Maigret’nin yüzünü Jean Gabin’den esinlenmiş. Albüm Fransızca’dan başka bir dile henüz çevrilmiş değil. Türkçe’de romanı da basılmamış.

Maigret’nin yakın arkadaşı Doktor Pardon bir gece arayıp tedavi için gelen genç bir çiftten bahseder. Kadında hafif bir kurşun yarası vardır. Nasıl olduğuna dair tutarsız şeyler anlatmış ve tedaviden sonra alelacele çıkmışlardır. Maigret çiftin o gece Amsterdam’a uçtuğunu öğrenir.

Aynı gece M Nahour kendi dairesinde ölü olarak bulunmuştur. Maigret olayı soruşturmaya başlar. Doktor Pardon’a gelen yaralı kadın Nahour’un karısıdır. O gece yanındaki adam da Kolombiyalı sevgilisidir. Nahour da bu ilişkiden haberdardır. Nahour’un yanında çalışanlardan Fouad Oueni olay gecesi başka bir yerde olduğunu söyler. İfadesinde hep Kolombiyalı sevgiliyi işaret eder.

Kadın ve sevgilisi ise olay gecesi kadının Nahour’la konuşmak üzere oraya gittiğini ve Nahour’a boşanmak istediğini söylediğini. Nahour’un sinirlenerek ateş ettiğini, yaralı bir halde oradan kaçtığını bu esnada Kolombiyalının arabada beklediğini söyler. Maigret Fouad Oueni’nin üzerine gider, sonra üçünü bir araya getirir ve kadının ağzından gerçeği öğrenir.

Kaynakça

  1. The Man Who Wasn’t Maigret / Patrick Marnham

  2. The Mystery of Georges Simenon / Fenton Bresler

  3. http://www.trussel.com

  4. http://bernadac.club.fr

  5. Birth of Popular BD / Laurence Grove (Makale)

Teşekkür

Roman özetlerindeki yardımlarından dolayı Burçin Kimmet’e teşekkür ederim.

Diabolik!

Nihayet Diabolik’i, eli yüzü düzgün bir edisyonla, hem de kendi ismiyle, Türkçe’de gördük. İtalyanların bu meşhur anti-kahramanı, Angela ve Luciana Giussani isimli iki kızkardeş tarafından 1962 yılında yaratıldığından beri 150 milyonun üzerinde kopya satıldı; İtalyan çizgiromanları içerisinde satış rakamlarında hep ilk sıralarda yer aldı.

Diabolik usta bir hırsız. Ama “kibar hırsız” falan değil, deyim yerindeyse leblebi gibi adam indiren cinsten. Fransız polisiye roman karakteri Fantoma’ya açıkça öykünen Diabolik, serinin ilk sayılarında ahlaki anlamda çok daha olumsuz bir karakter iken, zamanla okuyucunun etik değerlerine ters düşmemek adına, Diabolik genelde suçlulardan, suç çetelerinden çalan, ve sadece kötüleri öldüren biri olarak sunulmaya başlanmış. Kimya alanında, özellikle sentetik maskeler üretip kullanmakta üstüne yoktur; istediği kişinin yerine geçebilir. Bilgisayar ve diğer teknik becerileri de işlediği suçlarda öne çıkan becerilerdendir. İş üzerinde tüm vucudunu kaplayıp sadece gözlerini açıkta bırakan siyah bir tayt giyer. Sevgilisi ve suç ortağı Eva Kant ise yüzünü gizlemez, pantolon ve boğazlı kazak giymekle yetinir.

Diabolik’in Türkçede ilk yayınlanışının Fantoma ismiyle olması hiç de yersiz değildir. Muhtemelen bendeki ilk sayıdan ibaret olan bu dizinin yayın yönetmeni Bülent Hazer, Diabolik’ten başka, Diabolik esinli bir diğer İtalyan kahramanı Kriminal’i de Krilling adıyla yayınlamış. Ülkemizde ilk erotik çizgiroman yayınını da yapan Hazer, elmas hırsızlığı girişimini konu alan bu ilk Türkçe Diabolik macerasını yayınladıktan yıllar sonra, elmas kaçakçılığından yakalanıp hüküm giydi.

Diabolik’in ülkemizde ikinci kez yayın şansı bulması, 1985 yılında Günaydın gazetesi ile olur. Gazete Diabolik’in 1965-82 yılları arasından rastgele seçtiği 14 sayısını albüm olarak okuyucularına hediye eder. Diabolik’e “Kara Şeytan” adı uygun görülmüş, “Diabolik” ismi de kapakta alt başlık olarak verilmiştir.

Nihayet geçtiğimiz ay, Amerikan çizgiromanları yayınlaması ile bilinen Gerekli Şeyler yayıncılık, yayın yelpazesine ilk fumetto, yani İtalyan çizgiromanı olarak Diabolik’i kattı. İlk sayı “Kaybolan Kanlı Yıllar” adını taşıyor. Diabolik’in 1962’den beri süren aylık serisi değil, başta yılda bir, sonradan altı aylık periyotlarla yayınlanan albüm serisi tercih edilmiş. Türkçede iki ayda bir yayınlanacak bu seri polisiye ve çizgi roman okurları için bulunmaz nimet; okuyalım, okumayanları uyaralım…