|
|
1989 yılında Bir Cinayet Romanı‘nı yazdığında herhalde sonunu tam onyedi sene sonra getireceğini kendisi de tahmin etmemişti Pınar Kür. Rollerin bir yazar tarafından dağıtıldığı ve olayların üç karakterin bakış açısından aktarıldığı bu romanın ilginç bir kurgusu vardı. Polisiyelerin alışılageldik sonlarının aksine adalet yerini bulmuyor, ama hikayenin yazar kahramanı Akın Erkan ile detektifi -şişman matematikçi- Emin Köklü’nün hayatları mutlu bir şekilde kesişiyordu. Ne var ki roman kahramanlarının serüveninin tamamlanmadığı düşüncesiyle 1992’de Sonuncu Sonbahar‘ı kaleme aldı Kür. Bu kez trajik bir son seçmişti onlar için. Akın Erkan ve Emin Köklü’nün denize uçtukları final sahnesinde, ölüp ölmediklerine dair yine de bir belirsizlik vardı. Üçlemeyi noktalayan Cinayet Fakültesi‘nde ikilinin hayatta kaldıklarını anlıyoruz. .
Üçleme Tamamlandı mı?
İkinci maceranın on yıl sonrasında başlayan hikaye Emin Köklü’nün ağzından aktarılıyor. Ne onun ne karısı Akın Erkan’ın ortadan ansızın kaybolmaları dikkat çekmemiş, Emin Köklü de sahip olduğu gayri menkulleri paraya çevirip soluğu yurt dışında almıştır; Afrika, Uzak Doğu, Güney Amerika, [...]
“Masumiyet Müzesi” romanına “Hayatımın en mutlu günüymüş, bilmiyordum” cümlesiyle başlamıştı Orhan Pamuk. Tüketilebilirliğinin ip uçlarınının okuyucuya daha ilk baştan fısıldandığı böyle bir ilk cümleyi “Gizliajans”ta Alper Canıgüz de kullanmış; “Borges ile Kemalettin Tuğcu’nun aynı kişi olduğunu öğrendiğimde, hayatta bundan daha korkunç bir gerçekle karşılaşmayacağımı düşünmüştüm. Heyhat, ne kadar da yanılmışım”.
Canıgüz’ün parodik nitelikli önceki iki romanını okumamışsanız bile, bu cümlenin gelişinden hikayenin hayal gücünün ve mizahın sınırlarını zorlayacağını anlamışsınızdır. Aslında henüz sayfalarını karıştırmadan önce, kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısı, tuhaf bir hikayeye davet edildiğimizi açıkça ortaya koyuyor;
“Dünyanın, şahsına karşı kurulmuş bir komplo olduğuna inanan, genç ve avare metin yazarı Musa. Onun, hayatın her alanına derin ve samimi bir merakla yaklaşan, temiz kalpli ev arkadaşı Şaban. Diğer tarafta, gaddar bir kedi tarafından yönetilen, birbirinden tuhaf çalışanlarıyla bir reklam ajansı: Menekşe gözlü sanat yönetmeni Sanem, esmer ve seksi sekreterler Mehtap ile Sevilay, durmaksızın ağlayan yaratıcı yönetmen Çeşme, psişik-sismograf çaycı Ercan. Ve şöhretler: Tesla, [...]
Alper Canıgüz’ün “Oğulllar ve Rencide Ruhları” bir yandan polisiyelerin bütün kalıp ve kurallarına harfiyen riayet ediyor diğer yandan polisiyeleri “ti”ye alıyor inceden inceye.
Daha kitabın ilk sayfadaki hayat hikayesiyle adım atıyoruz parodi dünyasına. Kitap girişlerinde ne zaman, nasıl ve neden gelenekselleştiğini kestiremediğimiz yazarların hayat hikayesi ve kariyer takdimi, Alper Canıgüz’ün elinde bakın ne hale gelmiş; “İstanbul’da orta halli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babasının işi nedeniyle küçük yaşta kırtasiye malzemeleriyle haşır neşir oldu; onları sevdi. Darüşşafaka Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü bitirdi. Erkek Japon bıldırcınlarının cinsel hayatı konusunda otoriterdir ve orta boyludur”…
İlk romanı “Tatlı Rüyalar”(2000) “psiko-absürd romantik komedi” yazısıyla tanıtılmıştı. Aynı hayatın iki yanını paylaşan Hector Berliöz ve Şevket Hakan Tucel, hayatının bir bölümünü Hector’a satan Hamit, her gördüğü erkeğe aşık olan Nalan, Şevket’i tedaviye çalışan Profesör Olcayto Fişek tiplemeleri ve para dolu bir çanta peşindeki gangsterleriyle tam bir şenlik havasında sürüp giden bu ilk romanıyla romanın parodisini yapıyordu [...]
Adını koymasa da, Sezar Aygen’in Dıştakiler’inde de paralel evrenler var. Ölümsüz’dekinden biraz farklı ama; bu hikayede yaşadığımız, bildiğimiz maddi dünya ile cinlerin, perilerin, ruhların yaşadığı metafizik alem arasındaki bir temas sağlanıyor. Daha geçen hafta bir TV kanalında gösterilen Outsiders (Dışardakiler) filmiyle hem isim hem konu açısından benzerlikler taşıyan Dıştakiler, 1994 yılının sıcak bir gününde başlıyor. İnşaat mühendisi Murat, karısı Meral ve oğulları Mert, İstanbul’dan iş için geldikleri Kastamonu’da mazisi Osmanlıya uzanan eski bir konağa yerleşmişlerdir. Aniden ortaya çıkıp aileye katılan kedileri Mırni ile sürdürdükleri mutlu hayat, bir gece vakti Meral’in evin alt katından gelen seslere uyanması ile kabusa dönüşür. Konağın en eski sahipleri çıkmıştır ortaya. Paralel bir evrende yaşadıkları için elbette Meral’i farketmezler. Ancak bir kırılma anı yaşanır ve değerli bir yüzük bizim evrenimizde kalır.
Murat ve Meral’in yüzüğün, konağın ve konaktaki insanların ardındaki sırların peşine düşmesiyle Osmanlı tarihine kadar uzanıyor yazar. Hikayesinin püf noktasını ise psişik yeteneklerle donattığı Zeliş Ebe’nin [...]
Gaye Boralıoğlu’nun Manuel Çıtak’ın fotoğraflarıyla bütünleşen “Mechul”ü bir ilk roman. Ancak Boralıoğlu yazın alanına uzak sayılmaz; İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde felsefe eğitimi almış, gazeteci, reklam yazarı ve senaryo yazarı olarak çalışmış, Atıf Yılmaz´ın yönettiği Eylül Fırtınası adlı filmin senaryosunu kaleme almış. “Bir lstanbul Masalı” ve Zerda” dizilerinin senaryo ekibinde de yer alan Boralıoğlu’nun “Hepsi Hikaye” isimli bir de hikaye kitabı var.
Kayıp aranıyor
“İki yüzyılın büyük bir gürültüyle bir araya geldiği yıllarda, dünyanın en kalabalık kıtası ile dünyanın en zengin kıtasının birleştiği bir ülkede İbrahim adında biri yaşadı” cümlesiyle başlayan hikaye, di’li geçmiş zaman kullanımından da anlaşılacağı gibi, bugünden geriye doğru yapılan bir anlatı. Gaye Boralıoğlu, İbrahim’in hayatını bir gazete röportajı kurgusuyla araştırıyor. Olup bitenleri yayımlanmamış bant kayıtlarından izlediğimiz bu kurgu, yaşayıp yaşamadığı, eğer yaşıyorsa başına neler geldiği bilinmeyen İbrahim’in karanlık dünyasını aydınlatmayı amaçlamış. Röportajlar dizisi kayıp gencin memleketi İskenderun’da başlıyor: “Memleket” adlı bu bölümde annesinin, ablasının, abisinin, bir arkadaşının, evlendirilmek istendiği [...]
Yayın tarihleri yeni, ama Muvaffak Akman’ın “Öldüren Sürpriz”i 1949’da, “Üçbaşlı Tablo”su 1951’de yazılmış. Doğum tarihi 1923’ü gösteren Akman, Hacettepe Tıp Fakültesi’nde profesörlüğe kadar yükselmiş, ardından kurucusu olduğu Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde rektörlük yapmış ve 1992’de emekliye ayrılmış. Yıllar önce bir iddia sonucu yazdığı polisiyelerini kendi çabasıyla kitaplaştırırken keşfedilmeyi hedeflemiyor. Bu alçakgönüllü yaklaşım sizi aldatmasın; muamma çözmekten hoşlananan okurların Akman polisiyelerinden elleri boş dönmeyeceklerini rahatlıkla söyleyebilirim. Ancak kitapevlerinde bulamayacaksınız onları; şu adresten istemelisiniz; Muvaffak Akman. Güvenevler. Alaçam sok. No. 30/8 Güneş Apt. Çankaya, 06690 Ankara.
Olayların ardındaki nedenlerin eski bir gönül ilişkisine dayandığı “Öldüren Sürpriz”de Akman, klasik polisiyelerin “neden, nasıl, kim” kurgusuna sadık kalıyor: Kapalı bir odada vurularak öldürülen zengin iş adamı Kamil Bey’in katilini bulmak için işe koyulan komiser Cemal Bozkurt, önce vasiyetnamenin sırrını çözmek zorundadır… Maktülün İngiltere’deki oğlu, yakın arkadaşları, vasiyetnamede ismi yazılan kişiler ve adli tabip Doktor Kutay’la renklenen hikaye, belki de Muvaffak Akman’ın yazma iddiasına kaynaklık ettiğini [...]
“Ankara Ekspresi”, 1946 yılında, II. Paylaşım savaşının hemen ardından yayınlanmış. Yazarın, savaş yılları Türkiye’sindeki bir casusluk öyküsünü işlediğini görüyoruz. Türk ordusunun gözüpek istihbarat subaylarından Binbaşı Seyfi ile, Alman ajanları arasında İstanbul-Ankara hattında geçen bir casusluk öyküsü bu. Dönemin güçlü devleti Almanya, Türkiye’yi de istila etmek istemektedir. Bu amaçla, aralarında çok güzel bir kadın olan Frolein Hilda’nın da bulunduğu en gözde elemanlarıyla İstanbul’a gelirler. Harekatın başlama parolası “Ankara Ekspresi”dir. Öykünün sonunu tahmin etmişsinizdir herhalde; kahraman Türk binbaşısı Seyfi oyunlarını bozar, Hilda’yı da çekip alır Nazilerin elinden.
Bildik, hamasi bir öyküsü var romanın. Bildikliği, belki de bu minval üzerine kurulu filmlerden geliyor. Kendisi de aynı adlı iki filme senaryo teşkil etmiş “Ankara Ekspresi”nin 1972 yılında çekilen versiyonunda, başrollerde Ediz Hun, Filiz Akın, Kadir İnanır ve efsanevi kötülerimizden Atıf Kaptan oynamış, çok iyi de gişe yapmıştı. Popüler romana gücünü veren de, işte bu kitle sevgisi oluyor. Karakurt’un romanlarının her zaman çok baskı yapıp çok [...]
Türk aydınlarının ve Cumhuriyet dönemi Türk romanlarının yüklendiği kurucu ve kurtarıcı misyon gereği, romanlarda öğretmen, doktor, subay, mühendis, savcı gibi kişilerin yanı sıra, halkı bilinçlendirmeye elverişli bir faaliyet yürüten basın mensuplarına da yer verilmiş, popüler edebiyat ve Yeşilçam ise gazeteciliğe daha biçimsel ve Holywood motifleriyle yaklaşmıştır. Bu alandaki en unutulmaz isim, hiç şüphesiz Ümit Deniz’in bir polis hafiyesi ya da milli istihbaratın bir elemanı gibi çalışan gazeteci tiplemesi Murat Davman’dır.
Rıdvan Akar’ın “Bir Irkçının İhaneti”nde ise gazetecilik mesleği hem roman kurgusunu destekliyor, hem de sektöre ilişkin bir değerlendirmeyi barındırıyor. Rıdvan Akar, medya dünyasının –halen- içinde yaşayan bir yazar; özellikle Cumhuriyet tarihinde azınlıklara karşı sürdürülen politikalar konusundaki araştırmalarıyla tanıyoruz onu. Yayınlanan kitaplarının bir kımı 1940’lardan 1964’lere kadar uzanan döneme, Varlık Vergisi günleriyle Rumların zorunlu sürgünlüklerine ayrılmıştı. Akar, ilk romanını da tarihsel olarak derinlemesine araştırdığı yıllar üzerine kurmuş. Siyasal sonuçları bugünlere kadar uzanan, ama üzerindeki sis perdesi hala kaldırılmayan 1940’lar Türkiyesi, doğrusu polisiye [...]
Güllü, nereden geldiği, kim olduğu, hatta ismi bile bilinmeyen hafızasını yitirmiş orta yaşlı bir kadın. Bir otobüsle hayalet gibi süzüldüğü kasabada geçimlerini çöp toplayarak sağlayan sokak çocukları tarafından sahipleniliyor. Elbette o da çocuklara sahiplenecektir. Güllü’nün küçük Oktay’a, Rıza ve Safo’ya (Safiye’ye) bir anne sıcaklığı ile sarılması, Rıza ve Safo’nun arasındaki aşk, Safo’nun hamileliği, vb. gibi sahneler, onların her yanından yoksulluk fışkıran gecekondu evlerindeki mutluluk tablosunu tamamlıyor ve romanı Kemalettin Tuğcu geleneğine yaklaştırıyor. Tavşancıl, kasabanın bankası etrafında gelişen kriminal olaylarla hikayesini James Hadley Chase çizgisine çekmeyi başarmış
Karısıyla sürdürdüğü tekdüze ilişkiden sıkılan banka muhasebecisi Cemal’in bankada çalışanlarından Asuman’ın manevraları ile kışkırtılan cinselliği, bankanın kasasını tehdit etmektedir. Çünkü Asuman, bankayı soymaya niyetli bir adamın sevgilisi; kendisine zaafı olduğunu farkettiği Cemal’i kışkırtması da soygun planının bir parçası… Sonunda soygun gerçekleşir, ne var ki Cemal’in bankadaki odasında sakladığı uyuşturucu satışından elde edilmiş dolarlar da gitmiştir. Üsteki soyguncuların kaçarken çöpe attıkları para dolu torba çöp toplarken [...]
“Bir Kim Kessler ‘uzay’ polisiyesi” olarak takdim edilen “Rüzgarsız Şehir”, bilimkurgusal bir polisiye öykü. Romanı türlere ayırmak tartışma konusuyken, iki türün karışımının yeni bir tür mü olacağı, yoksa ağırlıklı olan temaya göre türlerden birine mi ait sayılacağı, sorunu daha da karmaşıklaştırıyor. Aslında, polisiye roman külliyatında bilimkurgusal özellikler taşıyan metinler fazla değil, oysa ki bilimkurgu edebiyat içinde polisiye janrlar taşıyan bir çok romana rastlıyoruz. Ama, biz yazarın adlandırmasını tercih edip, önceliği polisiyeye verelim. Böylelikle, alışılmış polisiyelerden farklı bir metinle karşı karşıya gelmiş oluyoruz.
“Tarih, yıldız tarihiyle onbeşbinikiyüzkırküç”. Yaşanılan gezegende yaklaşan son bekleniyor, ve oldukça kaotik bir yaşam tarzının hüküm sürdüğü bir toplumsal yapı sergiliyor yazar. Bağımsız detektif Kim Kessler, seri cinayetler işleyen bir katilin peşindedir. Katil, -milyonlarca izleyici gibi- hayranı olduğu bir medya yıldızının yer aldığı rüyaları satın alan insanları şiddet dolu yöntemlerle öldürmektedir. Sonuçta, rüya satıcısı bir kişiyi ve rüya karaborsacılarını takip eden polisler, rastlantıların yardımıyla muammayı çözerler.
Kısaca özetlemeye çalıştığım öykü, [...]
|
0kapaklar/kapak6705.gif
kapaklar/kapak6703.gif
kapaklar/kapak6700.gif
kapaklar/kapak6699.gif
kapaklar/kapak6696.gif
0kapaklar/kapak540.gif
kapaklar/kapak38.gif
kapaklar/kapak2116.gif
kapaklar/kapak114.gif
kapaklar/kapak352.gif
Rastgele bir kitap 
|
Son Yorumlar