Arşiv

Abonelik

Parola Mandarin / Ruth Rendell (A. Ömer Türkeş)

Ruth Rendell’ı önceki yıllarda Türkçeleştirilen romanları ile tanımış, ardından Barbara Vine müstearıyla yazdığı bir dizi polisiyesini severek okumuştuk. “Parola Mandarin” ile uzun bir aradan sonra yeniden Ruth Rendell olarak çıkıyor karşımıza. Bu değişiklik okuyucuyu şaşırtmak için yapılan bir oyun değil, isimlerle birlikte yazım tarzı da değişiyor; Barbara Vine insan psikolojisi ve olağan durumlar üzerine kurulu bir gerilim üzerine yoğunlaşırken, Ruth Rendell imzalı romanlarda cinayet ve nedenlerinin öne çıktığını görüyoruz. İşte “Parola Mandarin” de onlardan biri…

Klasik polisiyelerin çağdaş yorumu

Hikaye, yüksek sınıftan bir gurup İngilizin Çin gezisi ile başlıyor. Orta yaş ve orta sınıfın bütün özellikleriyle donatılmış Detektif Wexford’un da tesadüfen dahil olduğu guruptakiler, bir yandan Çin tarihini keşfederken diğer taraftan o tarihin artık “antika”laşmış güzelliklerini ucuza kapatmanın keyfini çıkarıyorlar. Bu ilk bölümün Doğu egzotizmini bir fon olarak kullanmayı çok seven Agatha Christie’nin polisiyelerini hatırlattığını, hatta Rendell’ın doğrudan onlara gönderme yaptığını söyleyebiliriz. Yazar, Wexford ve seyehat arkadaşlarını teker teker tanıtırken, araya sakin [...]

Cinayet Fakültesi / Pınar Kür (A. Ömer Türkeş)

1989 yılında Bir Cinayet Romanı‘nı yazdığında herhalde sonunu tam onyedi sene sonra getireceğini kendisi de tahmin etmemişti Pınar Kür. Rollerin bir yazar tarafından dağıtıldığı ve olayların üç karakterin bakış açısından aktarıldığı bu romanın ilginç bir kurgusu vardı. Polisiyelerin alışılageldik sonlarının aksine adalet yerini bulmuyor, ama hikayenin yazar kahramanı Akın Erkan ile detektifi -şişman matematikçi- Emin Köklü’nün hayatları mutlu bir şekilde kesişiyordu. Ne var ki roman kahramanlarının serüveninin tamamlanmadığı düşüncesiyle 1992’de Sonuncu Sonbahar‘ı kaleme aldı Kür. Bu kez trajik bir son seçmişti onlar için. Akın Erkan ve Emin Köklü’nün denize uçtukları final sahnesinde, ölüp ölmediklerine dair yine de bir belirsizlik vardı. Üçlemeyi noktalayan Cinayet Fakültesi‘nde ikilinin hayatta kaldıklarını anlıyoruz. .

Üçleme Tamamlandı mı?

İkinci maceranın on yıl sonrasında başlayan hikaye Emin Köklü’nün ağzından aktarılıyor. Ne onun ne karısı Akın Erkan’ın ortadan ansızın kaybolmaları dikkat çekmemiş, Emin Köklü de sahip olduğu gayri menkulleri paraya çevirip soluğu yurt dışında almıştır; Afrika, Uzak Doğu, Güney Amerika, [...]

Gizliajans / Alper Canıgüz (A. Ömer Türkeş)

“Masumiyet Müzesi” romanına “Hayatımın en mutlu günüymüş, bilmiyordum” cümlesiyle başlamıştı Orhan Pamuk. Tüketilebilirliğinin ip uçlarınının okuyucuya daha ilk baştan fısıldandığı böyle bir ilk cümleyi “Gizliajans”ta Alper Canıgüz de kullanmış; “Borges ile Kemalettin Tuğcu’nun aynı kişi olduğunu öğrendiğimde, hayatta bundan daha korkunç bir gerçekle karşılaşmayacağımı düşünmüştüm. Heyhat, ne kadar da yanılmışım”.

Canıgüz’ün parodik nitelikli önceki iki romanını okumamışsanız bile, bu cümlenin gelişinden hikayenin hayal gücünün ve mizahın sınırlarını zorlayacağını anlamışsınızdır. Aslında henüz sayfalarını karıştırmadan önce, kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısı, tuhaf bir hikayeye davet edildiğimizi açıkça ortaya koyuyor;

“Dünyanın, şahsına karşı kurulmuş bir komplo olduğuna inanan, genç ve avare metin yazarı Musa. Onun, hayatın her alanına derin ve samimi bir merakla yaklaşan, temiz kalpli ev arkadaşı Şaban. Diğer tarafta, gaddar bir kedi tarafından yönetilen, birbirinden tuhaf çalışanlarıyla bir reklam ajansı: Menekşe gözlü sanat yönetmeni Sanem, esmer ve seksi sekreterler Mehtap ile Sevilay, durmaksızın ağlayan yaratıcı yönetmen Çeşme, psişik-sismograf çaycı Ercan. Ve şöhretler: Tesla, [...]

Oğullar ve Rencide Ruhlar / Alper Canıgüz (A. Ömer Türkeş)

Alper Canıgüz’ün “Oğulllar ve Rencide Ruhları” bir yandan polisiyelerin bütün kalıp ve kurallarına harfiyen riayet ediyor diğer yandan polisiyeleri “ti”ye alıyor inceden inceye.

Daha kitabın ilk sayfadaki hayat hikayesiyle adım atıyoruz parodi dünyasına. Kitap girişlerinde ne zaman, nasıl ve neden gelenekselleştiğini kestiremediğimiz yazarların hayat hikayesi ve kariyer takdimi, Alper Canıgüz’ün elinde bakın ne hale gelmiş; “İstanbul’da orta halli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babasının işi nedeniyle küçük yaşta kırtasiye malzemeleriyle haşır neşir oldu; onları sevdi. Darüşşafaka Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü bitirdi. Erkek Japon bıldırcınlarının cinsel hayatı konusunda otoriterdir ve orta boyludur”…

İlk romanı “Tatlı Rüyalar”(2000) “psiko-absürd romantik komedi” yazısıyla tanıtılmıştı. Aynı hayatın iki yanını paylaşan Hector Berliöz ve Şevket Hakan Tucel, hayatının bir bölümünü Hector’a satan Hamit, her gördüğü erkeğe aşık olan Nalan, Şevket’i tedaviye çalışan Profesör Olcayto Fişek tiplemeleri ve para dolu bir çanta peşindeki gangsterleriyle tam bir şenlik havasında sürüp giden bu ilk romanıyla romanın parodisini yapıyordu [...]

Stilist / Alexandra Marinina (A. Ömer Türkeş)

“Stilist”in hikayesi, dünyanın en kalabalık kentlerinden birisinde geçmesi sebebiyle biraz karmaşık: Seri cinayetlerle başlıyor roman. Fiziksel görünümleri birbirine çok benzeyen dokuz eşcinsel genç aşırı dozda uyuşturucudan ölü bulunmuştur. Polisin elindeki yegane ipucu, Moskova dışındaki uydu kentlerin birinin yakınlarında bulunan çalıntı arabadır. Dedektif Nastya, bu ipucunun peşine takıldığında eski sevgilisi Soloyev’le yeniden karşılaşmak -ve hesaplaşmak- zorunda kalır. Esrarengiz bir kaza sonucu tekerlekli sandalyeye bağımlı kalan ünlü çevirmen Soloyev’in evinde işlenen cinayetlerle işler iyice karmaşıklaşır: Bir yandan “Uzakdoğu bestseller”ları ile satış rakamları milyonları bulan “Şerhan” yayınevindeki entrikalar, bir yandan da halen kayıp olan ve cesetleri bulunamayan beş genç erkek? Bir süre sonra Soloyev’in evinde iki cinayet işlenir. Medyanın da devreye girmesi, Nastya ve ekibine bütün bu olayları çözmek için çok kısa bir süre tanımaktadır…
Gerçek adı Marina Alekseeva yerine Aleksandra Marinina müstearını kullanan yazar ülkesinde Rus Agahta Christie olarak anılıyor. Ancak bir biri ardına yazdığı polisiyeler üzerinden yapılan bu benzetme yanıltıcı. Çünkü [...]

Dıştakiler / Sezar Aygen (A. Ömer Türkeş)

Adını koymasa da, Sezar Aygen’in Dıştakiler’inde de paralel evrenler var. Ölümsüz’dekinden biraz farklı ama; bu hikayede yaşadığımız, bildiğimiz maddi dünya ile cinlerin, perilerin, ruhların yaşadığı metafizik alem arasındaki bir temas sağlanıyor. Daha geçen hafta bir TV kanalında gösterilen Outsiders (Dışardakiler) filmiyle hem isim hem konu açısından benzerlikler taşıyan Dıştakiler, 1994 yılının sıcak bir gününde başlıyor. İnşaat mühendisi Murat, karısı Meral ve oğulları Mert, İstanbul’dan iş için geldikleri Kastamonu’da mazisi Osmanlıya uzanan eski bir konağa yerleşmişlerdir. Aniden ortaya çıkıp aileye katılan kedileri Mırni ile sürdürdükleri mutlu hayat, bir gece vakti Meral’in evin alt katından gelen seslere uyanması ile kabusa dönüşür. Konağın en eski sahipleri çıkmıştır ortaya. Paralel bir evrende yaşadıkları için elbette Meral’i farketmezler. Ancak bir kırılma anı yaşanır ve değerli bir yüzük bizim evrenimizde kalır.

Murat ve Meral’in yüzüğün, konağın ve konaktaki insanların ardındaki sırların peşine düşmesiyle Osmanlı tarihine kadar uzanıyor yazar. Hikayesinin püf noktasını ise psişik yeteneklerle donattığı Zeliş Ebe’nin [...]

Kara İstanbul / Fabio De Propris (A. Ömer Türkeş)

Fabio De Propris, 1997-2000 yılları arasında İstanbul’da yaşamış bir İtalyan. İstanbul’da geçirdiği zamanın üzerindeki etkisini ilk romanı “Kara İstanbul”a dolaysızca yansıtmış. Mekanın hikaye ile kurduğu organik ilişki, İstanbul’da geçen bu gerçekten “kara” hikayeyi daha da karartıyor. Aslında bildik bir kriminal mevzu; maddi sıkıntılar çeken İtalyan bir çift, Franco ve Ornella, bir kereliğine yasa dışı bir işe bulaşmaya karar verirler. Kendilerine verilen bir çanta uyuşturucuyu İstanbul’daki alıcıya teslim edip yanlarında evlat edinmek isteyen bir aile için kimsesiz bir çocukla ülkelerine döneceklerdir. Göze çarpmamak için bir turist kafilesiyle yola çıkarlar.

İlk aksilik, havaalanında Franco’nun çocukluk arkadaşı Riccordo’yla karşılaşmalarıyla başlar. Çünkü Riccardo, İstanbul İtalyan konsolosluğunda görevli bir emniyet mensubudur ve uyuşturucu işleriyle ilgilenmektedir. Aksilikler birbirini takip edecek, Ürgüp’e kadar gitmelerine rağmen alıcıyla irtibat bir türlü sağlanamayacak, Riccardo çevrelerinde dönüp duracak ve Franco’nun sinirleri giderek gerilecektir.

Fabio De Propris, oryantalizmin batağına hiç düşmeden aktarmış hikayesini. Kentin dört bir yanına yayılan hikayeyi göz boyayan bir Turist [...]

Huzursuz Ölüler / Paco Ignacio Taibo II-Subcomandante Marcos (A. Ömer Türkeş)

Meksikalı Marksist yazar Paco Ignacio Taibo II ve detektifi Héctor Belascoarán Shayne ile 2002 yılında tanışmıştık. “Mutlu Son Yoktur”(2002), “Havada Bulut”(2003) ve “Aynı Şehre Dönüş”(2005) adlı polisiyeleri ve “Che”(2004) adlı biyografisi sayesinde Taibo hakkında yeterince fikir sahibi olduk. Alışılmadık bir polisiye yazarıydı o. Aksu Bora’nın ifadesiyle “Taibo II’nin, eski bir Aztek kralını andıran adı olan bu adamın kitapları farklı. Pek oyuna benzemiyor. Aslında hiç benzemiyor. Çok tanıdık, çok can yakan anılarımızı çağıran kitaplar. Belki de bu yüzden, alt türün de alt türü: siyasi polisiye. Suç, bir kişinin ya da çetenin işi değil. Bütün bir sistem, suç ve suç ortaklığı üzerine kurulmuş. Bu yüzden de ipuçlarının peşinde koşmanın anlamı yok, her yer suçun işaretleriyle dolu zaten. “Suçlu kim” sorusu, onun romanlarında polisiye olmaktan çok siyasi, hatta bazen felsefi bir soruya dönüşüyor.”

“Huzursuz Ölüler”, altıncı Belascoarán Shayne polisiyesi. Romanın ilk çekici anı iki yazarın ortak ürünü olması. Elbette iki imzalı çok roman sayılabilir. [...]

Meçhul / Gaye Boralıoğlu (A. Ömer Türkeş)

Gaye Boralıoğlu’nun Manuel Çıtak’ın fotoğraflarıyla bütünleşen “Mechul”ü bir ilk roman. Ancak Boralıoğlu yazın alanına uzak sayılmaz; İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde felsefe eğitimi almış, gazeteci, reklam yazarı ve senaryo yazarı olarak çalışmış, Atıf Yılmaz´ın yönettiği Eylül Fırtınası adlı filmin senaryosunu kaleme almış. “Bir lstanbul Masalı” ve Zerda” dizilerinin senaryo ekibinde de yer alan Boralıoğlu’nun “Hepsi Hika­ye” isimli bir de hikaye kitabı var.

Kayıp aranıyor

“İki yüzyılın büyük bir gürültüyle bir araya geldiği yıllarda, dünyanın en kalabalık kıtası ile dünyanın en zengin kıtasının birleştiği bir ülkede İbrahim adında biri yaşadı” cümlesiyle başlayan hikaye, di’li geçmiş zaman kullanımından da anlaşılacağı gibi, bugünden geriye doğru yapılan bir anlatı. Gaye Boralıoğlu, İbrahim’in hayatını  bir gazete röportajı kurgusuyla araştırıyor. Olup bitenleri yayımlanmamış bant kayıtlarından izlediğimiz bu kurgu, yaşayıp yaşamadığı, eğer yaşıyorsa başına neler geldiği  bilinmeyen İbrahim’in  karanlık dünyasını aydınlatmayı amaçlamış. Röportajlar dizisi kayıp gencin memleketi İskenderun’da başlıyor: “Memleket” adlı bu bölümde annesinin, ablasının, abisinin, bir arkadaşının, evlendirilmek istendiği [...]

Yastığın Soğuk Yüzü / Belén Gopeguı (A. Ömer Türkeş)

“Yastığın Soğuk Yüzü”, İspanyol yazar Belen Gopegui’nin Türkçede yayımlanan ilk romanı. Aslında polisiyenin sınırında gezinmiş Gopegui. Yüzeyde casusluk mesleğini icra eden kahramanları ve ABD’nin Küba etrafında döndürdüğü dolaplarla bir casusluk hikayesi var. Ancak daha derinlerde genç bir kız özelinde dünyanın gidişatına dair bir drama tanık oluyoruz. 2003 yılında, ABD’nin Irak’ı işgale hazırlandığı günlerde, İspanya’da başlıyor macera. Küçük yaşta ailesini Angola’da kaybetmiş Kübalı genç, güzel ve idealist ajan Laura Bahia, Madrid’de, ABD’nin Küba’lı muhalif gurupları satın alma planlarını bozmak için karşı-casusluk faaliyeti yürütüyor. ABD tarafında ise Madrid’de siyasi ataşelik yapan Philip Mull var. Mull, sanki Le Carr’ın romanlarından çıkıp gelmiş bir casus tipi. Pek çok yer gezmiş, Nikaragua’da önemli operasyonlar yürütmüş, yaptıklarının haklılığına duyduğu güveni çoktan yitirmiş, artık emekliliğini bekleyen yorgun ve yalnız bir adam. Birbirine hiç benzemeyen bu iki rakip Madrit’te karşı karşıya geldiklerinde tuhaf ve tutkulu ama sonu belirsiz bir aşka düşerler.

ABD’nin emperyal çıkarlarının dünyanın dört bir yanında [...]